Bir yolcu gibi kabul et beni Şöyle geçerken uğrayanlardan
Hep yaparız ya biz bunu, Bir güzellik görünce inceleriz sağını solunu
Bakışlarımı mazur gör, alınma üstüne Üzülme Giden senden gidiyor diye
BaZeN bİlE BiLe KaRşInDaKiNi ÜzMeK bAzEn De BiLE bİlE ÜzÜlMeKtİr AŞK...!!
Elimi uzatıp dokunacağım kadar yakınsın bana, Sesimi duyamayacak kadar uzak, Ne seni görmeden geçiyor zaman, Ne de zaman seni görmeye yetiyor. Bir zaman geliyor,görüyorum,bakıyorum, Tam geleceğim an yanına yok oluyorsun, Ya ben görmüyorum seni,ya sen bana gözükmüyorsun. Bir zaman geliyor yanımdasın, Uzatsam elimi dokunabileceğim kadar yakın, Bakıyorum gözlerine anlatmak istiyorum sevgimi, Bakıyorsun bakıyorsun ve gelip geçiyorsun. Ya anlamıyorsun sana olan sevgimi, Ya da sevgiden kaçıyorsun. Ama sevgiden kaçılmaz ki. AŞK yakaladığı zaman,bütün bedenini sarar, Hapseder seni adeta. Hiçbir şey güzel gelmez,ondan başka hiçbir şey mutlu etmez seni, Bir tek kelime duysan ondan sana ait, Bulutun üstünde hissedersin kendini. Kilitler seni kalp tutsağında. İmkansız artık kaçamazsın,sevdiğinden kaçabilirsin ama onu sevmeden edemezsin. Bir kere kalp tutsak etmiş seni,çıkmak için çaba harcama,çıkamazsın. Eğer bir gün gelir çıkmak istersen kalp tutsağından O zaman ruhun da bedenden çıkar unutma. Çünkü sevgi o kadar büyüktür ki unutamazsın, Unutmak için harcanan çabalar boşadır, Seviyorsun,inkar etmeyeceksin. Üstüne üstüne gideceksin ki sevginin sen ondan kaçacağına o senden kaçsın. Bu kadar büyük bir aşk görmediği için, Korktuğu için kaçsın. Bu kadar büyük bir aşkı ilk sen yaşadığın için mutlu olacaksın, Sevdiğinle olduğun mutlu olacaksın, Seni sen yapan değerleri bulduğun için mutlu olacaksın
Sevgidir mutluluk , karşılıksız ve çıkarsız sevgi...Aşktır bazende...birine yürekten bağlanmaktır...Değer vermesini bilmektir mutluluk...sevilmeden de sevebilmektir mutluluk...sevdiklerin bir gün hayatından gitmeden kıymetini bilmektir...
Seni seviyorum diyebilmektir...Annenin yavrusuna duasıdır kimi zaman...sevgiliye duyulan özlemdir bazende , en karşılıksız ve en çıkarsız...Dua etmektir mutluluk...duada ölçülemeyecek güç saklı olduğunu bilmek ve sığınmaktır Allah'a...hayatı bütün olumsuzluklarına rağmen sevebilmektir arsızca...sorgulamadan yaşamaktır kaderini...olacağı varmış deyip gülümsemektir geleceğe mutluluk...
Paylaşmaktır mutluluk...hayatı , sevgiyi ve bazende küçük bir çikolatayı paylaşmak... kurumuş sonbahar yapraklarına basarken çıkan hışırtıyı duyabilmektir mutluluk...ayrıntıların farkına varabilmektir...yağmurun yağ ışını izlemektir pencerende , elinde kahven...en sevdiğin şarkıya eşlik etmektir mutluluk...bazende bağıra çağıra şarkı söylemektir , sesinin ne kadar kötü olduğunu söyleyenlere inat...kimsenin elini daldırmadığı kocaman bir paket cipsi tek başına yiyebilmektir mutluluk..kalori hesabı yapmadan dilediğini mideye indirmektir... Yeni yıkanmış mis gibi çarşafların içinde gerile gerile uyumaktır mutluluk...sarılmaktır sevdiğine sımsıkı...oda yoksa yastığa sarılmaktır...Damadın gelini öpmesidir alnından mutluluk...ve bir ömür boyu ondan vazgeçmeyeceğine and içmektir...
Aşılmayan çelikten engelleri, Aşacağım, dostum ile birlikte Çağlatırım yüreğimden selleri, Taşacağım,dostum ile birlikte…
Gönül dostu gerek, insan olana, Dünya cennet olur, dostu bulana, Aşk'ın pınarından tası dolana, Koşacağım, dostum ile birlikte…
Yüzüme diyecek mertçe sözünü, Açacak benimle gönül gözünü, Yusuf olup Züleyha'nın yüzünü, Göreceğim, dostum ile birlikte…
Dost yüreği derer, dostun bağını, Yaşar Asr-ı saadetin çağını, Örümcek olup ta Hira dağını, Öreceğim, dostum ile birlikte…
Göz yaşları yıkasın bedenimi, Gül kokusu sarsın soğuk tenimi,
SEVGİYİ TARİF ETMEYE KALKSAM, SENİ ANLATIRDIM DÜNYAYA . . . Korkunun olduğu yerde aşk yoktur. Cesarettir sevmek. Düzenlere,oyunlara,kötülüklere meydan okumaktır. Sevmek; uzaklaşmaktır yalandan,bencilliği hiçe saymaktır. Bir başka açıdan da inanmaktır sevmek.Gerçekten inanmaktır, tümden inanmaktır. İnsan sevince; sevdiğine bütün varlığı ile teslim olmamışsa, yeteri derecede sevmemiş demektir. Ve ona kayıtsız şartsız inanmıyorsa, sevgiden bahsetmeye bile hakkı yoktur.
Kıskançlık; inancımızın bütünlüğü ölçüsünde besler aşkı. Şüpheyse öldürür.Şüphenin olduğu yerde inancın yeri olmaz. Sevgiden bahsedilemez orad****ıskançlıksa; kutsal bir duadır, dudağında sevenlerin.
Sevmek; var olmaktır bir bakıma,derinden bakılınca yokluğa benzer.Sevmek bütünlenmektir. Çok seven eksildiğini zanneder,oysa artmaktır sevmek, çoğalmaktır. Çevrenin gözlerimizden silinmesi, önce bir eksilme hissi verir insana. Fakat o her şeyimizi varlığı ile doldurdukça arttığımızı anlarız. O bir tek kazanç, bütün kayıplarımıza bedeldir.
Bir an gelir; her şeyi onunla değerlendirmeye başlarız. O bugün mutluysa yaşamak güzeldir. Kabımıza sığmayız. Şarkılar söylemek gelir içimizden. O kederliyse, gözlerimizde herşey kederlidir artık. Bütün güzellikler bir bir yitirirler anlamlarını. O anlarda ölümü düşünür de, yine ölemeyiz kurtulamamak için.
Yanmaktır, tutuşmaktır sevmek ve yaşadıkça hiç sönmemektir. Dinle, sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim önce. Ne olduğunu sonra anlayacaksın.
Dinle, sevmek alışveriş değildir. Geometri değildir, aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama karşılığında hiçbir şey alınmaz. Karşılıksız bir çeke atılmış kuru bir imza değildir sevmek. İskambil kağıdı değildir, zar değildir, bir dilim değildir, hesap pusulası değildir sevmek.
Sevginin bedeli yine sevgiyle ödenir, altınla değil. Sevilmekse; sevmenin mükafatıdır ancak, karşılığı değil. Bir sevgiye eş bir başka sevgi olamaz. Çünkü her sevgi birbirinden büyüktür. Sevgi tartılamaz, sevgi ölçülemez. Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Derinlik sanırsınız, yüksekliktir o. Sevgi; dudak değildir, göz değildir, saç değildir. Sandalye değildir sevgi, yatak değildir, çarşaf değildir. İçki değildir, içemezsiniz fakat herşeyden güzeldir sarhoşluğu. Geçip karşısına seyredemezsiniz, manzara değildir, tablo değildir, heykel değildir. Okuyamazsınız kitap değildir. Bilmece değildir, çözemezsiniz. İsteseniz de içinizden atamazsınız. Kan değildir, kesip damarınızı akıtamazsınız. Siz ağladıkca o güçlenir içinizde. Akmaz, gözyaşı değildir. Kuş değildir uçmaz, çiçek değildir koklanmaz. Bitmez çile değildir. Ne desen o değildir sevmek....
Dostun eli ile ak kefenimi, Saracağım, dostum ile birlikte…
Lâyık olmalıyım dost güvenine, Doymalıyım muhabbetin demine, Gerçek dosta, Muhammed-ül Emin'e, Varacağım, dostum ile birlikte…
İSTEMEM SEVGİLİM YÜZÜME GÜLME EĞERKİ SONUNDA AĞLATACAKSAN İSTEMEM SEVGİLİM ÜMİTLER VERME SONUNDA DÜNYAMI KARARTACAKSAN
BEN AŞKI ÖLÜMSÜZ BİLENLERDENİM BİR ÖMÜR BOYUNCA SEVENLERDENİM ELLERİN ELİME DEĞMESİN DERİM EĞERKİ SONUNDA AYRILACAKSAK
GÖNÜLE VURULMAZ ASLA BİR KİLİT
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif… Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin…
Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna Ne kadar yaşarsan yaşa Sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi Sevdiğin kadar sevileceksin
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakilere değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiliye hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin İşte budur hayat İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun …
Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve her şeyi
hüzünlerimi geçmiş uzaklara, En çok ta yalnız gecelerime armağan ettim.
Arındım eskimiş günahlardan, Savurdum onları denizde esen rüzgarlara.
Ne peşimde eski pişmanlıklar; Ne de yenilenmiş düş kırıkları var. Giydim yenilenmiş değişimimi üzerime, Gönderdim bedenimi yeni bir merhabaya.Düş boyalı dipsiz kuyulara attım hayallerimi,yatırdım kara habercileri hızarın koynuna... şimdi sevmelerine yaşıyor yüreğim. bitti işte... bitirdim içimdeki seni o kadarda zor değilmiş aslında sadece ben gerçekleri görmemezlikten geliyormuşum seni seviyorum zannediyormuşum aşığım zannediyormuşum sana... oysaki yokmuşsın sen, kalbim boşmuş hiç girmemişsin sen oraya
Bu sabah yine sensiz günaydın dedim henüz doğmamış olan güne.
demek istedim. İpek saçlarında dolaştırmak istedim ellerimi. Ay parçası teninin kokusunu tüm benliğimde hissetmek istedim. Sınırsızca yaşamak istedim seni...
İstedim ki sınırsızca yaşayalım birbirimizi... Senden sonrası olmasın istedim. Tıpkı senden öncesinin artık umrumda olmadığı gibi...
Artık sen vardın hayatımda. Umrumda değildi dünya... Gözlerinde gördüğüm o farklı parıltı benim olsun istedim. Seni istedim en umutsuz hayallerime. Dudaklarını istedim... Dudaklarım bedeninin kölesi olsun ver heryerini sınırsızca dolaşsın istedim. Seninle dans etmek istedim. Saatlerce dans etmek. Kulağına en güzel aşk sözlerini fısıldamak istedim... Ben sevdiğim zaman bunu göstermeden yaşayamam. Ellerini tutmalıyım ve onların sıcaklığını hissetmeliyim. Ellerimi vücuduna bırakmalıyım. Ulaşılmaz olmamalısın;ulaşmalıyım. Seni yaşamalıyım...
Ama...
AMA SEN YANIMDA OLMALISIN...
Sen olmayınca olmuyor.Sabahlar ışık saçmıyor. Yaşadığın yerler nasıl bilmiyorum. Ama sen şunu bil ben sensiz yaşamiıyorum .Gel de can ver canıma... Gel ve benim ol...
Hadi gel ve "İŞTE SENİNİM" diye fısılda. Bir sabah uyandığımda sen ol yanımda...
Yeter ki gel bana...
girseydin çıkamazdın zaten... hapsederdim seni kalbimin en karanlık zindanlarına kilitlerdim tüm kapılarını gardiyanın olur bırakmazdım seni ama yok; bak bıraktım işte demekki ben seni sevmemişim ben sadece seni sevdiğimi sanmışım ...!!!
Gideceksin! Pismanligimda senle gidecek
Sen Gittin Biliyorum Ama Sende Biliyosun ki Sen Giderken Bende Bittim Gitti...Sanmaki Yerine Buldum Sanmaki Sana Dediğim Sözleri Ona da Söyledim yok Sevdiğim Yerine Sevemedim Seni Unutamadım Yerine Kimseyi Koyamadım Şimdi Bende Senin Yaptığını Yapıyorum Gidiyorum Mutlu ol ve Umarım Sende Benim Yerime Koyamassın Kimseyi... HoŞçAkAl xxxx... Belki Sende Üzgünsündür Şimdi,Geçmişi Düşünüyorsundur Benim Gibi,Elimde Bir Sigara;Bir Şarkı Var Aklımda Eski Günlerden Kalma,Seni Anlatıyor Her Kelimesi,Masanın Üstünde Boş Şişeler,Bir de Resmin Var Baktıkça İçiyorum Her Seferinde NE BEN BENİM ŞİMDİ NEDE SEVERİM ESKİSİ GİBİ.....
Gönül çalamazsan aşkın sazını,
ne perdeye dokun ne teli incit Eğer çekemezsen gülün nazını,
ne dikene dokun ne gülü incit Bekle dost kapısın sadık dost isen,
gönüller tamir et ehli dil isen Sevda sahrasında mecnun değilsen,
ne leyla'yı çağır ne çölü incit Rızaya razı ol hakka kailsen,
ara bul mürşidi müşkülde isen Hakikat şehrine yolcu değilsen,
Çığlıklarım var,kimsenin duymadığı Haykırmak istesemde ,sessiz kalan Diyemediğim derdimi; anlatamadığım Deli oluyorum, miskin gecelere Derbeder bakışlar ardındaki sahte sevmelere Yapmacık gülümsemelerde sarsa dört bir yanımı İnadına hayal kuruyorum,inadına Yaşayamasamda ........ Ama umut dolu bu sefil yüreğim, Atıyor beni vakitsiz,akşamlara Bilmediğim bir gecenin,bilinmeyen vaktinde Paylaşıyorum ızdırabımı,en acı kadehlerle Bazen bir sandal oluyorum, Kaybolurken gözlerinin mavisinde, Bazen bir viran orman evi; Dipsiz,kayıp bu kentte..... Kanımı içiyorum kimbilir? İçerken şerefine Günümden gün çalan,vakitsiz sevmelerle Alemci meyhanelerde... İnadına hayal kuruyorum,inadına Gelmesende geriye...! yazan cahit akay
insanlar ,gelmeleriyle yalnızlıklarını dağıtanları severler.
Gitmeleriyle kendilerini yalnız bırakanlara,AŞIK olurlar.....
Bu böyle sürüp gitmeyecek biliyorum Bir sabah bir dilencinin avuçlarına bırakacağım kalbimi Kim ne derse desin Tahammülüm kalmadı artık Bıktım seni sensiz yaşamaktan Nasılsa döneceğin yok senin Çıldıracağım bu gidişle Allah kahretsin!.. Dünya ateşler içinde Savaşlar almış başını gidiyor Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor Bense bu gidişle sensizlikten öleceğim Umurunda mı senin? Allah kahretsin!.. Hangi masaya otursam Senin sevdiğin içkiyi koyuyorlar önüme Vazomda senin sevdiğin çiçekler Ve dudaklarımda hep senin sevdiğin şarkılar Senin doğum günlerini kutluyorum senden habersiz Ve her sabah dualar ediyorum mutluluğun için Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem Ecel gibi peşimdesin Allah kahretsin!.. İşte böyle bir sevda benimkisi Bu zamanda, bu devirde Haklısın adam olacağım yok benim En güzeli artık son vermek bu hayata En korkunç uçurumlardan bırakmak kendimi Ya da en yüksek tepelerden En uçsuz bucaksız denizlere bırakmak bedenimi Ama içimde sen varsın Ya sana birşey olursa ALLAH KAHRETSİN!
..::DENİZ GÖLÜM Beklemek Ölmekten Daha da Zor, Ben Seni Sabırla Bekledim Mavim Yüreğin Yandıkca Ateşi Yordu, Yinede İçimde Sakladım Mavim::..
YAŞAM GİBİ
" Bilir misin Nefesinde baharların soluduğunu ? Bilir misin her gece Yetim kuşların yüregine dolduğunu ? Bilir misin her gözyaşınla Topraktan yeni filizler doğduğunu ? Uzaklar da bir adamın Senin her gülüşünde Hayata sımsıkı tutunduğunu Bilir misin ey yar ? GİTTİN…
Unutma ki;
BOŞVERİYORUM ARTIK HER ŞEYİ.. EN AZINDAN BOŞVERMEYE ÇALIŞIYORUM..
SU SUSKUN değil, dalga durgun değil… Dinlenirse suyun sesi, çözülürse dalgaların dili, derinliklere inilir, yükseklere çağlanır.
Su sırlarla sarılı, dalgalar hikmetlerle dolu… Su hayat, hayat ise su gibi akıcı ve dalgalı… Bir damla su ile başladı hayatımız, dalgalana dalgalana bu hale geldik ve bir damla olarak yine toprağa düşeceğiz.
Bir damla suda ne fırtınalar kopar, ne coşkular yaşanır… Suskunluklar soluklanır, kederler derlenir, elemler devşirilir… Durmadan dalgalanır dalgalar…
Deryada damla, damlada derya saklı… Kâh olur bir damla koca deryayı yutar, kâh olur deryada kaybolur büyük bir dalga…
Dalgaların hep aynı olduğunu ve her dalganın değişmeden düz aktığını kim söyleyebilir? Deryada doğan bir dalga ne değişimlerden geçerek sahil sayfasına imzasına atarak noktalanır. Birbirine benzer fakat aynı değildir dalgalar… Her biri ayrı bir nokta koyarak farklı şekillendirir hayat sahilini… Bütün noktalar bir noktaya dolar; sonsuzluk duası… Hüznü ve coşkusu budur denizin; yükselişi göğe güneşe daha fazla yakın olma ve yansıtma çoksusu, dökülüşü ayrılık sancısıyla inleyişi…
Dalgaların dili ışığın renklerini söyler… Suyun renksizliği renklerin şarkısıdır… Şiirdir su; sessizliğin derinliğinde çağlar… Üstü ne kadar dalgalıysa, altı o kadar duru ve derindir… Nice canlının, nice bitkinin beşiğidir dalgaların altı… Yeryüzü yeşilliğinin yüzde seksene yakını denizlerin derinliklerinde olduğu düşünülürse hayatın nerede doğduğu ve yaşadığı dimağlara dökülür.
Kâinatın vücud âlemine yansıması ilkinde bir damla gibi olmadı mı? Damladan deryalar doğdu; yıldızlar, galaksiler raksa başladı… Hayata beşiklik etmekle güldü dünya… O derya kıyametle tekrar bir damlaya dönüşmeyecek mi? Kâinatın bütün dalgalanmaları sonsuzlukta tekrar doğma duası değil mi?
Tıpkı küçük âlem insanın büyük duası gibi… Biri okuyor diğeri âmin diyor kendi lisanıyla… Duasızlıkta boğulansa sonsuzluğu yitiriyor.
Dua damlalarla dolarsa kalp kabı, Nur denizler coşkudan taşar, hakikat renkleriyle raksa başlar, dimağlar hikmetle dolar, vicdan sükûna erer… Duadan inleyen bir kalp deryaları kurutur, damlaları deryaya dönüştürür…
Kabir sahiline vuruncaya kadar dua dalgalanmalarına devam, kâinat da kıyamet duvarına çarpıncaya dek… Soru ve sorun noktayı nerede, ne zaman koyacağımızda değil nasıl koyacağımızda.
Suya susuz bakarsak dimağ denizi durgunluk ve dalgasızlıkta kokuşur, kararır kalp ummanı…
Dua suyu âleminizi doldursun, hikmet çağlayanlar kabre kadar kalbinizde eksik olmasın…
Gönlünüze damlayan bir damla olmuşsam, işte o benim duam… Ummanlar kazanmış kadar sevineceğim.
Evet, yağmurlar yağsın, yere de yüreklere de…
BILEN KISIYLE DOST OL...CUNKI SENI AYDINLATIR...
BILGISIZ KISIYLE DOST OL CUNKI SEN ONU AYDINLATIRSIN...
BILMEDIGINI BILMEYEN KISIDEN UZAK DUR CUNKI ONLAR APTALDIR SENIDE APTALLASTIRIR...Dost dedigin cay gibi olmalı,icine birtat bırakmalı,bazen tatlı bazen acı ama hep ihtiyac duyulmalı...ALLAHIN SELAMI VE RAHMETİ ÜZERİMİZE OLSUN...
HAYIRLI GÜNLER.NEŞENİZ SIHHATİNİZ SAĞLIĞINIZ İYİ OLSUN İNŞ..
SELAM SAYGI DUA İLE.ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN İNŞ.
HAYIRLI GÜNLER.NEŞENİZ SIHHATİNİZ SAĞLIĞINIZ İYİ OLSUN İNŞ..
SELAM SAYGI DUA İLE.ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN İNŞ.
HAYIRLI .HUZURLU. SAĞLIKLI.BEREKETLİ
NEŞE DOLU BİR HAFTA SONU..
GÜLEN YÜZÜNÜZ HİÇ SOLMASIN.
SEVDİKLERİNİZLE.ALLAHA EMANET OLUN.
SELAM VE SEVGİLER KARDEŞİM.
O KADAR uzağım ki o asra, Rüyâda bile varamıyorum. Okuyorum, dinliyorum, uyuyorum. Olmuyor.. Uzanamıyorum.. Bağlantı zayıf hüsrandayım..
Nasıl insanlardı onlar öyle, Nasıl yaşamışlardı hayret.. Ortam bugünden beterdi, Bense onlardan bin beterim. O ne bağlılıktı.. O ne sadakat.. Bir kere iman ettiler yetti. Bin senedir iman ediyoruz, Birisi kadar fayda vermiyor..
Kuşluk vaktiydi Erkam’ı gördüm. Sordum sevinçle: ‘Sene kaç?’ ‘Altmış’ dedi, ah çekerek.. Ben sevinçten, O hüzünden ağlıyordu..
Onlar ortama uymadılar, Asırlar onlara uydu. Zamane değildiler, Tatlı bir hüzne sevdalandılar. Kırk dakika yetti her birine, Kırk senede yetişmezi aldılar. Sohbet-i nebeviyle boyandılar.. Sihirli cümle şuydu: ‘Rabbimizin muradı nedir?’ Huzur içinde söylediler ümmete. Fenâdan bekâya uçtular da, İzleri kaldı sinede.. Medineliydiler, medenîydiler, Melekler gibi pervaneydiler. Söz verdiler dönmediler.
HAYIRLI GÜNLER.NEŞENİZ SIHHATİNİZ SAĞLIĞINIZ İYİ OLSUN İNŞ..
SELAM SAYGI DUA İLE.ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN İNŞ.
Filistin’li Kardeşime Cevap Filistin’li!.. Ey Müslüman kardeşim; Savunmasız, çaresiz; benim ey can kardeşim!
Duydum, duydum feryadını, hıçkırığa boğuldum; Duydum, duydum sesini kahroldum… O günden beri sanma rahat uyudum Böldüm uykularımı düşündüm düşündüm durdum.
Sordum anneme: “Neden kaçmıyorlar?” diye Vatan dedi, toprak dedi ve din, Olmaz şehadetten daha güzel bir düğün… Anladım, anladım; ama yine ağladım…
Her sofraya oturduğumda, Lokmamı ağzıma götürdüğümde Babama bir tas su götürdüğümde Hep sen vardın, hep sen vardın aklımda.
Kardeşimle oynayıp gülerken, Sabah kalkıp okula giderken, Sarılıp da babamı öperken, Hep sen geldin aklıma…
Her gece kalkıp sizler için dua ediyorum Çareler arayıp çırpınıyorum Ağlarken bile sizden utanıyorum.
Küfür tek millettir aşikar durur Onlar ancak birbirine dost olur Müslüman ne zaman tek yürek olursa kurtulur Ben çocuk aklımla çözdüm şifreyi Siz ey büyüklerim! Ne zaman anlayacaksınız hileyi
Gözlerimizde körlük üzerimizde gaflet ALLAH’ım bu gafil ümmeti affet!
Bir gün çarklar tersine dönecek Akıtılan kanların hesabı görülecek Bedir’deki, Uhud’daki şehitler yardıma gelecek
Siz ey zalimler! Siz istemeseniz de; ALLAH nurunu tamamlayacak! İnanıyoruz ki O’nun va’di hak!
Olma kardeş bu vahşetten bu dehşetten muzdarib Nasrun minALLAHi ve fethun garib Velhasıl onlar asrı saadettiler.. Saadetin ta kendisiydiler..
Tutamayacagım sözler VERMEM... Bazı şeyleri asla AFFEDEMEM... Yaşanmışlıkları kolay SİLEMEM... Acıyı tanıdığım için,kimseye ÇEKTİRMEM... cesaretsizligi "gurur''la" ÖRTEMEM.. Yalan ve taktiklerle ugraşmayın, YEMEM! Dostlarıma laf ETTİRMEM... Tutkularım var, VAZGEÇEMEM! Gidiyorsan eğer,çok özlesem bile dön DEMEM... SEVEN SEVER..SEVMEYEN yol alır GİDER!
Kellere saç, Hastasına maç, Züğürde para, Sıvacıya mala, işsize iş, Dişsize diş, Olmayana çoçuk, üşüyene gocuk, Yanmışa buz, Yemeğe tuz, Nazar deymişe hoca, Evde kalmişa koca, Dırdırcıya akıl, Onu çekene sabır vermesini dilerim. Herşey gönlünüzce olsun.
B. TAKVA
Kur'ânı Kerîm'de; takva ile arınarak yücelmek ve dolayısiyle nefsi terbiye edebilmek için yaklaşık on temel ibadet belirlenmiştir.
1) İnfak 2) Namaz 3) Zekât 4) Af Edici ve Dileyici Olma 5) Sabır-Tevekkül 6) Oruç 7) Muhsin Olma 8) Sözlerini Yerine Getirme 9) Adalet ve Dürüstlük 10) İlim
Nefsin terbiyesi, ancak takva yaşamına geçmekle mümkün olur. Cenâbı Allah ile kul arasında bir duvar gibi duran nefs perdesi kalkmadan kurtuluş ve mutluluğa ulaşılamaz. Evrenin ve insanın yaratılışının sırlarını düşünen kişi, güçsüzlüğünü ve ölümlü oluşunu anlamaya başlar. Kendi kendini; nefsinin kötü sıfatları nedeni ile eleştirme ve hesaba çekme arzusu ile dolar: (Bu Dünya'ya nereden geldik? Nereye gideceğiz? Bizi kim ve niçin yarattı? Vazifelerimiz nelerdir?) gibi sorular peşpeşe sıralanır. Bu hal Kur'ân'da Kıyamet 75/2 ile de vurgulanmıştır: " Kendini sürekli kınayan (ayıplayan) nefse yemin ederim ki. " Kınamalar sonucunda kişi, Cenâbı Allah'ın lütfu ile iman ederek Yüce Yaratıcı'sına teslim olur. İlâhî Yasaları öğrenme gayreti içine giren kul, nefsini adeta döve döve çirkin arzulardan kurtulma yoluna girer. Takva yaşamı ile ilâhî özellikler kazanıldıkça, nefsin kötü sıfatları da kontrol edilerek benliği bir bir terk etmeye başlar. Zaten oluşun pozitif kuvvetleri olan takva sıfatları ile negatifitenin temsilcisi nefsin kötü nitelikleri, yaratılış kanunu icabı bir arada bağdaşamaz. Üstün gelen kuvvetler diğerlerini yok eder. Son mertebede de kötü sıfatlar tamamiyle kaybolarak, yerini Allahü Teâlâ'nın istediği ilâhî özelliklere bırakır. Bu hal; kemale ermiş benliğin durumudur ki, Cenâbı Allah'ın sevgisine ulaşmış, Dünya planındaki makamların en yücesine kavuşmuştur. Fecr 89/27-30: " Ey huzur içinde olan can! O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön. İyi kullarımın arasına gir. Cennetime gir. " SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL B. TAKVA
Kur'ânı Kerîm'de; takva ile arınarak yücelmek ve dolayısiyle nefsi terbiye edebilmek için yaklaşık on temel ibadet belirlenmiştir.
1) İnfak 2) Namaz 3) Zekât 4) Af Edici ve Dileyici Olma 5) Sabır-Tevekkül 6) Oruç 7) Muhsin Olma 8) Sözlerini Yerine Getirme 9) Adalet ve Dürüstlük 10) İlim
Nefsin terbiyesi, ancak takva yaşamına geçmekle mümkün olur. Cenâbı Allah ile kul arasında bir duvar gibi duran nefs perdesi kalkmadan kurtuluş ve mutluluğa ulaşılamaz. Evrenin ve insanın yaratılışının sırlarını düşünen kişi, güçsüzlüğünü ve ölümlü oluşunu anlamaya başlar. Kendi kendini; nefsinin kötü sıfatları nedeni ile eleştirme ve hesaba çekme arzusu ile dolar: (Bu Dünya'ya nereden geldik? Nereye gideceğiz? Bizi kim ve niçin yarattı? Vazifelerimiz nelerdir?) gibi sorular peşpeşe sıralanır. Bu hal Kur'ân'da Kıyamet 75/2 ile de vurgulanmıştır: " Kendini sürekli kınayan (ayıplayan) nefse yemin ederim ki. " Kınamalar sonucunda kişi, Cenâbı Allah'ın lütfu ile iman ederek Yüce Yaratıcı'sına teslim olur. İlâhî Yasaları öğrenme gayreti içine giren kul, nefsini adeta döve döve çirkin arzulardan kurtulma yoluna girer. Takva yaşamı ile ilâhî özellikler kazanıldıkça, nefsin kötü sıfatları da kontrol edilerek benliği bir bir terk etmeye başlar. Zaten oluşun pozitif kuvvetleri olan takva sıfatları ile negatifitenin temsilcisi nefsin kötü nitelikleri, yaratılış kanunu icabı bir arada bağdaşamaz. Üstün gelen kuvvetler diğerlerini yok eder. Son mertebede de kötü sıfatlar tamamiyle kaybolarak, yerini Allahü Teâlâ'nın istediği ilâhî özelliklere bırakır. Bu hal; kemale ermiş benliğin durumudur ki, Cenâbı Allah'ın sevgisine ulaşmış, Dünya planındaki makamların en yücesine kavuşmuştur. Fecr 89/27-30: " Ey huzur içinde olan can! O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön. İyi kullarımın arasına gir. Cennetime gir. " SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL
Duymuşsunuzdur sizler de, bazı yazılarda hatta dua ve ilahilerde Cenab-ı Hakk'a hitaben şöyle derler:
"Kovma kapından ne olur.."
Bu söylem benim gücüme gidiyor..Gayretullah'a dokunur diye de endişe ediyorum hep.. Neden kovsun ki O, kapısına geleni?
Kimi kovmuş ki? Var mı örneği? Yok! Ama en büyük günahları dahi işlemiş olsa, boyun büküp af dileyenleri kucağına aldığının örnekleri çoktur.
O, Rahman, Rahim, Vedud olandır..İnsanın fikri bile erişemez yüceliğine..
O'nun sevgi ve şefkatinin yanında insandaki,
okyanuslardan bir damla bile değil.. O, Kapısına geleni asla kovmaz, boş çevirmez! Üstelik -ayetin de işaretiyle- geçmiş günahlarını hasenata çevirir..
Kerim O!..
Kovan-kovacak olan, nefsini ilah edinen Tanrı özentili insandır
ancak.
Ve..
Kovan, kovulmaya layık olandır!
Neden?
Çünkü "Ben!" diyor..
Şeytan da öyle demişti ve ebedi kovulanlardan oldu!..
Çünkü O, "Ben!" diyeni sevmiyor!
"Ben!" diyeni, karşısına dikileni, yaradılmış olduğu halde "İlah" lık taslayanı, boyundan büyük "varlık" iddiasında bulunanı sevmiyor!..
"Sen" misin?!
O zaman kovulmuşlardan ol!
Tâ ki boyun büküp kapıma gelesin ve :
"Ben âcizim sen Aziz'sin..Ben hata ettim sen Rabb'imsin, bağışlayacak ancak Sen'sin!" diyesin.. O zaman kucağıma alırım seni..
Yoksa, tıpkı geçmişte yaptığım gibi, yarattıklarımdan en hor, en hakir gördüğünle, aklına bile gelmeyecek ufacık bir sebeple seni yere serer, tarihin serlevhalarına sonsuza dek "zelil" olarak yazdırırım!
Ve nitekim öyle olmuştur da, hatırlarsak:
Rabbimiz, kendilerini ilah ilan edenleri, yeryüzü firavunlarını, insanların küçümseyebilecekleri cinsten mahluklarla-sebeplerle yerle bir etmiştir hep!
Mesela Nemrut'un hor-hakir görülen bir sinekle ölümü..
Firavun'un hala sergilenen -ayette belirtildiği gibi- cesedi..
Yine hicretteki örümcek ağı, güvercinlerin yuva yapması gibi basit sebeplerle O Kureyş'in Ulu(!)larını es geçen, yerle bir eden, tarihe zelil olarak düşüren O değil mi?..
İbrettir bunlar. Kişi "Benim!" dediğinde O'na karşı, ilahlık oynamaya kalktığında, Yaradan onu tahkir eder işte böyle!
Sen de kimsin! En adi gördüğün bir mahlukla-sebeple kahrol!
Ve örnek ol "hisse" alabilen yüreklere çağlarca!
Kovmaz O..
Ne yaparsan yap, ne kadar günah çukuruna batmış olursan ol,
Yeter ki git O'nun kapısına, yeter ki samimi ol.. Kapılar hep açık.
Ya Veduuuud!.. muhabbetle efendim
ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ
OLSUN İNŞ.
Duymuşsunuzdur sizler de, bazı yazılarda hatta dua ve ilahilerde Cenab-ı Hakk'a hitaben şöyle derler:
"Kovma kapından ne olur.."
Bu söylem benim gücüme gidiyor..Gayretullah'a dokunur diye de endişe ediyorum hep.. Neden kovsun ki O, kapısına geleni?
Kimi kovmuş ki? Var mı örneği? Yok! Ama en büyük günahları dahi işlemiş olsa, boyun büküp af dileyenleri kucağına aldığının örnekleri çoktur.
O, Rahman, Rahim, Vedud olandır..İnsanın fikri bile erişemez yüceliğine..
O'nun sevgi ve şefkatinin yanında insandaki,
okyanuslardan bir damla bile değil.. O, Kapısına geleni asla kovmaz, boş çevirmez! Üstelik -ayetin de işaretiyle- geçmiş günahlarını hasenata çevirir..
Kerim O!..
Kovan-kovacak olan, nefsini ilah edinen Tanrı özentili insandır
ancak.
Ve..
Kovan, kovulmaya layık olandır!
Neden?
Çünkü "Ben!" diyor..
Şeytan da öyle demişti ve ebedi kovulanlardan oldu!..
Çünkü O, "Ben!" diyeni sevmiyor!
"Ben!" diyeni, karşısına dikileni, yaradılmış olduğu halde "İlah" lık taslayanı, boyundan büyük "varlık" iddiasında bulunanı sevmiyor!..
"Sen" misin?!
O zaman kovulmuşlardan ol!
Tâ ki boyun büküp kapıma gelesin ve :
"Ben âcizim sen Aziz'sin..Ben hata ettim sen Rabb'imsin, bağışlayacak ancak Sen'sin!" diyesin.. O zaman kucağıma alırım seni..
Yoksa, tıpkı geçmişte yaptığım gibi, yarattıklarımdan en hor, en hakir gördüğünle, aklına bile gelmeyecek ufacık bir sebeple seni yere serer, tarihin serlevhalarına sonsuza dek "zelil" olarak yazdırırım!
Ve nitekim öyle olmuştur da, hatırlarsak:
Rabbimiz, kendilerini ilah ilan edenleri, yeryüzü firavunlarını, insanların küçümseyebilecekleri cinsten mahluklarla-sebeplerle yerle bir etmiştir hep!
Mesela Nemrut'un hor-hakir görülen bir sinekle ölümü..
Firavun'un hala sergilenen -ayette belirtildiği gibi- cesedi..
Yine hicretteki örümcek ağı, güvercinlerin yuva yapması gibi basit sebeplerle O Kureyş'in Ulu(!)larını es geçen, yerle bir eden, tarihe zelil olarak düşüren O değil mi?..
İbrettir bunlar. Kişi "Benim!" dediğinde O'na karşı, ilahlık oynamaya kalktığında, Yaradan onu tahkir eder işte böyle!
Sen de kimsin! En adi gördüğün bir mahlukla-sebeple kahrol!
Ve örnek ol "hisse" alabilen yüreklere çağlarca!
Kovmaz O..
Ne yaparsan yap, ne kadar günah çukuruna batmış olursan ol,
Yeter ki git O'nun kapısına, yeter ki samimi ol.. Kapılar hep açık.
önce düşün Ya incittiğin,kırdıgın gönlü ALLAH cc seviyorsa!!!...
Yaralı yürekler, okşanmaktan hoşlanır yumuşak ellerle. Uzattığın el, ipekten olsun.. söylediğin söz kalbten.. bakışların içten.. kucak açışın candan… iltifatın inancından ve gadabın da adaletinden olsun..!! *Başkalarına karşı alabildiğine müsamahalı, nefsine karşı da yüzde yüz acımasız ve katı ol. Eden kendisine eder. Yapan bulur ve çeker..!!
Unutma! Kazanmak, koca bir ömür ister. Kaybetmeye ise ânlık gaflet yeter..!! *Vefasız kimsenin gönlü gamla, matemle dolsun; vefası olmayan, şu alemde olmasın, yok olsun!” (MEVLÂNA HZ)
*Bir gönlü mü kırdın; ağlamalısın. Hele özür dilemesini bilmiyorsan; senden dost olmaz, Senden yâren olmaz.. ya incittiğin, kırdığın gönlü ALLAH (c.c.) seviyorsa..! RASULULLAH (S.A.V.) seviyorsa..! hatta arz-ü sema dahi seviyorsa..!! Nerden bileceksin, bilmiyorsun.. Bilseydin ödün kopardı dokunmaktan.. *Her varlığı yalnızca ALLAH’tan (c.c.) ötürü sevmek ve övmek gerektiğini asla unutmamalısın…!!
”ALLAH (c.c.) seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman, bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur” (Ataullah İskenderani) بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم " Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki zekatı öderler. Onlar ki ırzlarını korurlar(Mü’minûn 23/1-5)önce düşün Ya incittiğin,kırdıgın gönlü ALLAH cc seviyorsa!!!...
Yaralı yürekler, okşanmaktan hoşlanır yumuşak ellerle. Uzattığın el, ipekten olsun.. söylediğin söz kalbten.. bakışların içten.. kucak açışın candan… iltifatın inancından ve gadabın da adaletinden olsun..!! *Başkalarına karşı alabildiğine müsamahalı, nefsine karşı da yüzde yüz acımasız ve katı ol. Eden kendisine eder. Yapan bulur ve çeker..!!
Unutma! Kazanmak, koca bir ömür ister. Kaybetmeye ise ânlık gaflet yeter..!! *Vefasız kimsenin gönlü gamla, matemle dolsun; vefası olmayan, şu alemde olmasın, yok olsun!” (MEVLÂNA HZ)
*Bir gönlü mü kırdın; ağlamalısın. Hele özür dilemesini bilmiyorsan; senden dost olmaz, Senden yâren olmaz.. ya incittiğin, kırdığın gönlü ALLAH (c.c.) seviyorsa..! RASULULLAH (S.A.V.) seviyorsa..! hatta arz-ü sema dahi seviyorsa..!! Nerden bileceksin, bilmiyorsun.. Bilseydin ödün kopardı dokunmaktan.. *Her varlığı yalnızca ALLAH’tan (c.c.) ötürü sevmek ve övmek gerektiğini asla unutmamalısın…!!
”ALLAH (c.c.) seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman, bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur” (Ataullah İskenderani) بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم " Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki zekatı öderler. Onlar ki ırzlarını korurlar(Mü’minûn 23/1-5) SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL
önce düşün Ya incittiğin,kırdıgın gönlü ALLAH cc seviyorsa!!!...
Yaralı yürekler, okşanmaktan hoşlanır yumuşak ellerle. Uzattığın el, ipekten olsun.. söylediğin söz kalbten.. bakışların içten.. kucak açışın candan… iltifatın inancından ve gadabın da adaletinden olsun..!! *Başkalarına karşı alabildiğine müsamahalı, nefsine karşı da yüzde yüz acımasız ve katı ol. Eden kendisine eder. Yapan bulur ve çeker..!!
Unutma! Kazanmak, koca bir ömür ister. Kaybetmeye ise ânlık gaflet yeter..!! *Vefasız kimsenin gönlü gamla, matemle dolsun; vefası olmayan, şu alemde olmasın, yok olsun!” (MEVLÂNA HZ)
*Bir gönlü mü kırdın; ağlamalısın. Hele özür dilemesini bilmiyorsan; senden dost olmaz, Senden yâren olmaz.. ya incittiğin, kırdığın gönlü ALLAH (c.c.) seviyorsa..! RASULULLAH (S.A.V.) seviyorsa..! hatta arz-ü sema dahi seviyorsa..!! Nerden bileceksin, bilmiyorsun.. Bilseydin ödün kopardı dokunmaktan.. *Her varlığı yalnızca ALLAH’tan (c.c.) ötürü sevmek ve övmek gerektiğini asla unutmamalısın…!!
”ALLAH (c.c.) seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman, bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur” (Ataullah İskenderani) بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم " Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki zekatı öderler. Onlar ki ırzlarını korurlar(Mü’minûn 23/1-5) SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL
önce düşün Ya incittiğin,kırdıgın gönlü ALLAH cc seviyorsa!!!...
Yaralı yürekler, okşanmaktan hoşlanır yumuşak ellerle. Uzattığın el, ipekten olsun.. söylediğin söz kalbten.. bakışların içten.. kucak açışın candan… iltifatın inancından ve gadabın da adaletinden olsun..!! *Başkalarına karşı alabildiğine müsamahalı, nefsine karşı da yüzde yüz acımasız ve katı ol. Eden kendisine eder. Yapan bulur ve çeker..!!
Unutma! Kazanmak, koca bir ömür ister. Kaybetmeye ise ânlık gaflet yeter..!! *Vefasız kimsenin gönlü gamla, matemle dolsun; vefası olmayan, şu alemde olmasın, yok olsun!” (MEVLÂNA HZ)
*Bir gönlü mü kırdın; ağlamalısın. Hele özür dilemesini bilmiyorsan; senden dost olmaz, Senden yâren olmaz.. ya incittiğin, kırdığın gönlü ALLAH (c.c.) seviyorsa..! RASULULLAH (S.A.V.) seviyorsa..! hatta arz-ü sema dahi seviyorsa..!! Nerden bileceksin, bilmiyorsun.. Bilseydin ödün kopardı dokunmaktan.. *Her varlığı yalnızca ALLAH’tan (c.c.) ötürü sevmek ve övmek gerektiğini asla unutmamalısın…!!
”ALLAH (c.c.) seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman, bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur” (Ataullah İskenderani) بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم " Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki zekatı öderler. Onlar ki ırzlarını korurlar(Mü’minûn 23/1-5) SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL
İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız." (Ahkaf Suresi, 20)
Allah kimseye zulmetmez. İnsanlar kendi kendilerine zulmederler. Allah: “Başınıza gelenler kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.” diyor.
Son zamanlarda din bilinmiyor, öğrenilmesin öğretilmesin isteniyor. Nüfus cüzdanındaki İslam kelimesine bile razı olmayanlar oluyor. Allah’ ı camiye hapsetmek isteyenler var. Peygamber (as) a da Arapların peygamberi diyorlar. Kur’an’ ı da çöl kanunu olarak görüyorlar. Hoca denince sadeceölü yıkayancenaze namazı kıldıran olarak görülüyor.
Kendi cenaze namazımızı kılamayacak, bir Fatiha okuyup bize bağışlayamayacak evlatlar yetiş-tiriyoruz.
Ahlaksızlık almış başını gidiyor. Ortalık bozuk her türlü kötülük alenen yapılıyor. Utanma, acıma gibi en başta gelen duygular yok olmuş. Kur’an’ da ifade edildiği gibi hayvandan da aşağı kimseler gö-rülüyor.
Kur’an ve peygamberler haddini aşan ve cezayı hak eden toplumların nasıl cezalandırıldıklarını anlatır ve bizim onlardan öğüt alıp aynı duruma düşmememiz istenir.
Kur’an soruyor:
-“Allah size bir kötülük dilerse, O’ na karşı sizi kim korur?” (Ahzab: 17)
-“Bizim önceki milletleri helak etmiş olmamız onları yola getirmedi mi?” (Taha: 128)
-“Helak edilecekler başkası değil, yoldan çıkmış topluluklardan başkası helak edilir mi hiç?” (Ahkaf: 35)
Bu ayetler ders almamız için yeterli sanırım.
Peygamber (as) da hangi sebeple ceza görülüp helak edileceğini şöyle bildirmiştir:
-“Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar malı nerden kazandığına bakmayacak. Helalden mi haramdan mı aldırış etmeyecek.” (Ramuz e’l-Ehadis: 360/7)
-“Helak edici şu şeylerden kaçının. Allah’ a ortak koşmayın, sihir yapmayın. Haksız yere cana kıymayın. Faiz yemeyin. Yetim malına dokunmayın. Namuslu kadına iftira etmeyin.” (Age: 15/17)
-“Bir yerde zina, faiz yayılırsa, o yer halkı Allah’ ın azabını hak etmiş olur.” (Age: 53/17)
-“Fuhuş yayılırsa deprem ve fitne çoğalır. İdareciler zulmederse, yağmur azalır.” (Age: 54/5)
-“Ümmetimden bazıları içkinin adını değiştire-rek (helalmiş gibi) içer. Çalgıcı kadınlar çalar, söyler onlar oynar. Allah bunları yere batırır. Maymun ve domuz suretine sokar.” (Age: 367/6)
-“Allah bir topluluğu helak etmediğinde onların yiyip içecekleri pahalanır, yağmur azalır ve başları-na şerli kimseler geçer.” (Age: 85/13)
Bunlar birkaç örnektir. Atalarımız: “Kul azmayın-ca Allah yazmaz” demişlerdir. Her felaket hak etmedir.
Allah bizim şöyle dua etmemizi istiyor:
-“Allah’ ım içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme!” بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم " O hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir çok bağışlayandır. (Mülk67/2) SELAM VE DUA ILE ALLAHA EMANET OL
*İbâdet içinde en büyük namaz… Onunla yapılır Allah’a niyaz. Hem sevabı çoktur, hem de ucuzdur, Kılmayan huzursuz, hem de nursuzdur.
*Kur’an-ı Kerimde Allah emreder: Günde beş vakite bir saat yeter.. Yirmi saatten yalnız birini, Hakk’a vermeyene insan denir mi?...
*Namaz kılanın rahattır canı, Devamlı parlar anın îmanı.
H İ K M E T L E R : *İşin başı ibadettir, Allah’a kulluktur. Kulluğun başı da ihlasla namaz kılmaktır. *Namaz, kalbi günahların pisliklerden temizler ve gayp kapısını açar. *Müdavim ol namaza, Mi’rac’ın olsun senin: Nur’a gark olmaya bak, toprak olmadan tenin. *Namaz zulmetten nûr’a âşıkâre bır çıkış. Kalma karanlıklarda nûr’a çıkmaya çalış. *Namaz kulun münâcâtıdır. Münâcat;ulu yaratanı ile kulun ulvi bir mülâkatı ve konuşmasıdır. *Âkıl isen, kıl namazı, çünkü saâdet tâcıdır, Sen namazı şöyle bil ki mü’minin miracıdır. *Emridir Rabbimizin günde beş vakti edâ, Hariç değildir, ondan paşa, bey, işçi, gedâ. *Namaz, dünya hayatının en medeni davranışıdır, İdmanların en azı ve en noksansızıdır. *Namaz da bir tür duâ’dır. Duâ ise, inanan kişinin silâhı, ibâdetlerin özü, arz ve semâvâtın nûrudur. *Kişinin namazına tekasül göstermesi, imânın zayıf olmasından ileri gelir. *İslâm sarayına girmek için, çift kanatlı kapı ister, o kapıların biri namaz, diğeri zekat’tır. *Namaz vakti gelince, namaz kılmak istemeyen, son nefeste kelime-i şehadet getiremez. *Namaz nurdur, sahibini günahlardan korur ve doğru yola sevk eder. *Namaz rûhâni bir yıkanmadır. Her vakitte insan yeniden diriltir. *Namaz mü’minin kötülüklere karşı silahı, zırh ve kalkanıdır
Namazı Kılmayanın Hali Sizden GelenlerHadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan Altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir.
Dünyada olan altı azap:
Dünyada çekeceği azaplar:
1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz. 2- Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendine kalmaz. 3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez. 4- Duâları kabûl olmaz. 5- Onu kimse sevmez. 6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz
Ölürken çekeceği azaplar: 1- Zelîl, kötü, çirkin can verir. 2- Aç olarak ölür. 3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.
Mezarda çekeceği acılar: 1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer. 2- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez. 3- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu ***. Bir an bırakmaz.
Kıyâmette çekeceği azaplar: 1- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz. 2- Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar. 3- Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.) Namaz kılmayanın ömründe, bereket olmaz. Ömründe, hayır ve menfaat görmez. Ömrü çeşitli hastalıklarla, sıkıntılarla geçer. Ma'nevî huzûru olmaz. Sahip olduğu dünyalıklar onu rûhî sıkıntıdan kurtaramaz
GEÇ OLMADAN KILIN NAMAZI BORÇUN VARSA KAZA NAMAZI KILARAK ÖDE BORÇUNU YARINA BIRAKMA YARIN NE OLACAĞINI BİLEMEZSİN BELKİDE YETİŞEMEZSİN GEÇİKTİRME TÖVBENİ ALLAH O KADAR RAHMETLİDİR Kİ AFFETMES BENİ DEME ÇÜNKÜ ONDAN BAŞKA MERHEMETLİ VE TÖVBEYİ KABUL EDEN KİMSE YOK TUR !!! (Allah, tevbe edenleri sever)
ALLAH HEPİMİZİ AFFETSİN İNŞALLAH
ESSELAMÜN ALEYKÜM BALIM BENİM CANIM
Hey çocuk! Çocuk hey! Bak bir uçurtmaGüvercin kanatlarında, melekler geçiyor.
Hey çocuk, çocuk hey! Bak bir gökkuşağı, rengarenk… Ve tadına vurulduğun şekerlemeler gibi… Bir zafer takı kurulmuş gökyüzünde, bayram yakın mı ne? Altından, bir halk geçiyor…
Hey çocuk, çocuk hey! Bak roketler geçiyor! Bak, kurşunlar ve zalim uçaklar geçiyor… Bak gözyaşı geçiyor, bak ağlamak geçiyor, bak acı geçiyor. Kanayan yara, hasret, açlık ve mahpusluk geçiyor…
Hey çocuk, çocuk hey! Başını kaldır da hele bir bak! Gökyüzündeki zafer takının altından, uçurtmalarla, güvercinlerle, bulutlarla, Şen şakrak türkülerle, marşlar ve ilahilerle, âyetler okuyarak, Filistinli kardeşler geçiyor…
Hey çocuk, çocuk hey! Başını kaldır! Ve asla eğme! Yolun, Cennetten geçiyor…
Bulutların geçişi gibi…
BELKİ BÜTÜN ZAMANLARIN özelliğiydi, bilmiyoruz. Ama birşeyden eminiz; yaşadığımız zamanın bir özelliği bu: sözü amelinden saymamak.
Bu zamanın insanları, sözü çoğaltıyor. Konuştukları arasında üstüne farz olmayan nice konu olduğu gibi, ondan da önemlisi, konuştukları arasında üstüne haram olan konular var. O öyle dedi, bu şöyle yapmış, bunun böyle yaptığını söylediler, berikinden şöyle duydum diyor insanlar. ‘-mış’lardan ‘-dır’ üretiliyor, söylentiden ‘gerçek’ türetiliyor. Niyet okuyor insanlar; “Ben öyle zannediyorsam öyledir” diye biliyor ve o yüzden akıllarına gelen herşeyi diyebiliyorlar.
Böyle diye diye, dostluklar yıkılıyor, kardeşlikler aşınıyor. Güven bunalımı yaşıyor insanlar; kimileri kimseye güvenemiyor, güvenenler ise güvendiği dağlara yağan karları hayretle seyrediyor.
Gelin görün ki, bu yüzden bozulan bir beraberliğin, yıkılan bir dostluğun, biten bir evliliğin, dağılan bir ortaklığın sorumluları, kendilerine savunmakta hiç mi hiç zorluk çekmiyorlar: “Ben birşey yapmadım ki!”
‘Yapmak,’ yani ‘amel etmek,’ yani bir eylemde, bir fiilde bulunmak insanın eliyle, ayağıyla yaptığı şeye işaret ediyor ise eğer; doğru, yaptıkları birşey yok. Karşıdakine ne yumruk salladılar, ne uygun yerine tekmeyi vurup kapı dışarı ettiler. Ne elleri birşey yaptı, ne ayakları.
Ama ‘yapmak’ denilen şeyin içine dudakların kıpırtısı, ‘dil’in kıvrılışı, ses tellerinin titreyişi de giriyorsa eğer, o kadar çok şey yaptılar, o kadar ağır fiiller işlediler, öylesine yıkıcı bir şiddet uyguladılar ki!...
Ses telleri titredi, dilleri kıvrıldı, dudakları kıpırdadı ve ağızlarından ‘söz’ denilen şey çıktı. Birbiri ardısıra birleşip ‘cümle’ haline gelen kelimeler çıktı.
Ki çıkan bu kelimelerin bir kısmı ‘geldikleri gibi gidiyor’du. Kulaklardan girmişti bu sözler; ‘dinlemek’ denilen bir ‘eylem’ ve bir ‘amel’ sonucu içimize girmişlerdi: şöyle olmuş, böyle diyorlar, filan şöyle söylüyor.
Bir kısmı da, ‘kendi üretimimiz’di: sanırım öyle, öyle zannediyorum, muhakkak şundan dolayıdır...
Sözün kısası, şu zamanda, yapılan haksızlıkların, uygulanan şiddetin, sergilenen zulmün asıl büyük kısmı, ellerden ve ayaklardan gelmiyor. Evet, bir düğmeye basıp binlerce insanı öldürecek kadar zalimler de var aramızda; ve bu hepimize zalimlik olarak gözüküyor. Ama, bir sözü ağzından çıkarıp binlerce insanı manen öldürecek kadar zalimler hem çok daha fazla, hem de yaptıkları zalimlik olarak görülmüyor.
Nice diller var ki, bir makineli tüfekten daha seri atışlar yapıyor.
Nice ağızlar var ki, bir atom bombasından daha etkili radyoaktif serpintiler bırakıyor.
Bu raddeye varmamış ağızlar bile tekin değil. Bu ağızlarda bile, kuytularda bir yerde, ilk fırsatta söylenmek üzere birçok söylenti, pek çok zan, bir miktar iftira yedekte bekletiliyor.
Çıkarları dün birlikteliği gerektiren siyasîlerin, işadamlarının, gazetecilerin çıkar çatışmasına düştüklerinde ortalığa saçılan sözlerine bakın. ‘Dünya tatlısı’ bir dile sahip ‘şeker gibi adam’ların, çıkarına veya damarına dokunulduğunda dilinde ve tadında gerçekleşen müthiş değişime bakın. Elleri birşey yapmıyor gerçi. Ama dilleri, bir makineli tüfekten daha zalimce yaylım ateşine tutuyor karşısındakini; ve yine ağızları, bir atom bombasından daha vahşi bir şekilde, geride hiçbir hatıra ve hiçbir yâdigâr bırakmadan bir birlikteliği mutlak surette öldürüyor.
Bana en ağır geleni, ‘canının istediği’nden başka ölçüsü olmayan ve elinde bu dünyadan başkası bulunmayan ‘tek-hayatlı’ dünyevîlerin dilleriyle yapıp ettikleri değil.
Evet, o da ağır geliyor bana. Ama bana en ağır geleni bu değil.
Bana en ağır geleni, ‘rıza-yı ilâhî’ diye bir esastan haberdar olan ve bu dünyanın ‘konulur göçülür bir han’ ve bir ‘dâr-ı imtihan’ olduğunu bilen uhrevîlerin, yani dindarların, yani mütedeyyin insanların da bu girdaba girmesi.
En ağırın da ağırı ise, mütedeyyin insanlar içinde, önder, yol gösterici, mürşid, nokta-i istinad, örnek, nümune-i imtisal konumunda olan gruplar ve kişiler arasında dahi bu duruma rastlanabilmesi.
İnandığın Rab, “Zandan sakının. Zannın çoğu, büyük günahtır!” diyor; sen zannet ve zannettiğine göre hükmet!
İnandığın Rab, “Tecessüs etme!” diyor; sen özel hayatları dikizle ve dikizlediğin kadarıyla hükmedip, mü’min kardeşin hakkında söylenti üret!
İnandığın Rab, “Gıybet etme!” diyor; sen gıybeti ‘ölü kardeşinin etini yeme’ zorluğunda ve kerihliğinde değil, ‘fındık fıstık yeme’ kolaylığında ve lezzetinde gerçekleştir!
İnandığın Rab, “İftira atma!” diyor ve atıp da dört adil şahitle isbatını yapamadığın her iftira için seksen sopa yemene hükmediyor; sen bu dünyada bu şartlarda sopa yemeyecek olmanın rahatlığıyla ve öte dünyada yiyeceğin sopaları asla akla getirmeden “çamur at, izi kalsın!” vahşiliğine giriş!
Üç kuruşluk para, iki kuruşluk makam, bir kuruşluk hürmet, beş para etmez bir şöhret için kimi mü’minlerin kimi mü’minler için söyledikleri sözler; kimi mü’minlerin kimi mü’minler ettiği yaydığı söylentiler, ettiği iftiralar, sarfettiği ‘-mış, -mış’lar, hükmettiği ‘-dır, -dır’lar gözüme, kulağıma, gönlümü iliştikçe, içim sıkılıyor, ruhum daralıyor, yüreğim yaralanıyor.
Hem de ne beter bir sıkılma, ne beter bir daralma, ne beter bir yaralanma!
‘Güzel ahlâk’a dair o kadar onca hadisi hatırlayın.
“Ahlâk dinin kabıdır” hadisini ise unutmayın.
Ve dikkat edin: Kabımız kırılmasın. Kalblerimiz de.
Ben bunun sırrını ve yolunu, eşkiyâlıktan geçip evliyalığa ermiş bir büyük insandan; “İman edenler için o zaman gelmedi mi ki, Allah’ın zikrine ve hak olarak indirilen Kur’ân’a karşı kalbleri yumuşasın” (Hadîd, 16) âyeti yüreğine iner inmez eşkiyalığı ve her türlü kötü ahlâkı bırakıp evliyalığa terfi eden bir nümune-i imtisalden; Fudayl b. İyaz’dan öğrendim.
İşin sırrı şu: “Sözünü amelinden bil.”
SLM VE DUA İLE HAYIRLI BEREKETLİ GÜNLER DİLERİM İNŞ
"BANA BENDEN OLUR NE OLURSA BAŞIM SELAMET OLUR DİLİM DURURSA"
BENİM HAYAT BOYUNCA DİKKATE ALMAYA ÇALIŞDIM VE ÇOK BEGENDİM BİR SÖZÜM BU PAYLAŞMAK İSTEDİM RABBİME EMANETSİNİZ İNŞİş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş. Çeşitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş. Yaşli üniversite hocası ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve degişik boy, renk ve kalitede bir çok fincanın bulundugu bir tepsiyle geri dönmüş. Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını söylemiş. Tüm eski ögrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu söylemiş Farkına vardınız mı bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alındı, masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı. Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal ama işte bu demin bahsettiginiz problemlerinizin ve stresin nedeni. Hepinizin istedigi fincan degil, kahve iken, bilinçli olarak herbiriniz birbirinizin aldıgi fincanları gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya uğraştınız. Yaşam kahveyse, iş, para ve mevki fincandır. Bunlar yalnızca Yaşam'ı tutmaya yarayan araçlardır, ama Yasam'ın kalitesi bunlara göre değişmez. Bazen yalnızca fincana odaklanarak, içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz." Hissiyat.net
Dua ve muhabbetlerimle kardeşim.Allaha emanet olasın inş.
Cenab-ı Hakk'ın sevgililerinden bir zat Hacc'a niyet ediyor. Küçük de bir çocuğu var. Hazırlıkları görünce: "Baba diyor, nereye gidiyorsun?", "ALLAH'ın evine, Beytullah'a gidiyorum." Çocuk çok ısrar ediyor: "Beni de götür!" diye çok yalvarıyor. "Yavrum sen daha küçüksün, büyüyünce götürürüm." demişse bile para etmiyor, götürmeye mecbur kalıyor.
Yola çıkıyorlar. Çocuk yolda: "Ev bomboş olmaz ya, ben ALLAH'ıma gidiyorum." diye mütemadiyen düşünüyor, o niyetle yola çıkıyor. Babasının kastı ise ALLAH'ın evine gitmek. Aradaki fark çok büyük.
Nihayet Hicaz'a geliyorlar. Çocuk Harem-i şerife girer girmez parmağını havaya kaldırıyor ve: "ALLAH!" deyip orada yığılıp kalıyor. Babası bakıyor ki, çocuk ruhunu teslim etmiş. Herkes şaşırıyor.
O zaman o zata şöyle bir hitab geliyor:
"Sen Beyt'imi ziyaret etmeye geldin, Beyt'ime ulaştın. O ise bana geliyordu, beni gördü ve göçtü."
O erler ki; gönül fezasındalar, Toprakta sürünme ezasındalar. Ne cennet tasası ve ne cehennem; Sadece ALLAH'ın rızasındalar.. NECİP FAZIL
Biz aşkı unuttuk Allah'ım Hatırlatasın diyedir bu yakarış
Önce İbrahim'e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim. Tüm yakınları ve tüm gördükleri, görmediklerini inkâr eder haldeydi. Ama sen bırakmadın onu. Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü. Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim'in göğüne. Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün. O duaydı İbrahim'i yıldızlara mahfuz eyleyen. O yıldızlardı İbrahim'e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail'in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.
Ey İsmaili İbrahim;in aşkına kanıt eyleyen Rabbim. İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz. Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum. Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim. Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.
Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah'ım! Yusuf'u gölge kıl güneşimize. Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun. Züleyha'nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver. Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ, bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum. Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim. Bize Yusuf;un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.
Yakup eyle bize geceyi Rabbim. Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver. Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et. Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim. Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına. Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum. Bize öyle bir Yakupluk verki; bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.
Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn'a. Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik. Ve tüm süruriyetimizle ''ah minel aşk'' dedik. Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.
Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver. Kınayanların karşısında Musa'nın âsâsı eyle kalbimizi. Tüm görkemli ihtişamların ve tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver. Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim. Meryem'e nasip ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.
Ve Muhammed. Aşkı var eylediğin güzellik aynası. Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı. Muhammed.
Bize O'nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah'ım. O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti. Bilal'in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi. Taif'li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.
Bize Peygamber'in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et. O;nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize. Biz aşkı unuttuk Allah'ım. Bize sevmeyi öğret. Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi. Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi. Bize aşkı öğret Allah'ım.
Başkalarına yanlış anlayıp haklarında gıybet etmemeli..
“Kim bir müslümanın kusurunu örterse Allah’ta o kimsenin dünya ve ahirette kusurlarını örter..Kim bir müslümanın kusurunu sağda-spla konuşur,teşhir ederse Allah da onun dünya ve ahirette kusurlarını teşhir eder.. “( Hadis. )
Evet dostlar kendini bilen her mü’min dilini ve kalbini kötülüklerden uzak tutmalı… Din kardeşin hakkında kötü zanda bulunmamalı,kusurlarını gizlemeli.. İnsanlar çoğunlukla işlerin olmayışından ,özelliklede boş vakit olanlar gıybetle meşkul olur.. Haramlar zehirli bala benzer… Önce tat verir,sonra manen insanları zehirler,manevi hayatlarını öldürür… Gıybet edenler için gıybet sakız gibidir… Nasıl ki bir çok insanlar sakız çiğnemekten hoşlanır,gıybet de böyledir… Allah insanlara yarattirken değişik huylara ve özelliklerle donatmiş… Bu yüzden Allah korkusu olan her insandan din kardeşini giybetini yapmaktan çekinir… Çünkü,herkes Allah’ın kuludur.. Katında kim daha üstün ancak Allah bilir.. Bizim evvela islamı güzel yaşamamız gerekir.. Ve işin aslını bilmeden zan yürütmemeli.. Başkalarına yanlış anlayıp haklarında gıybet etmemeli.. Müslüman konuşurken ölçüsünü iyi bilmeli,ağzından çıkan sözlere çok dikkat etmelidir… Başka biri hakkında arkasından şöylenen söz,o kişi duyduğu zaman hosuna gitmeyecekse şöylememeli… Çünkü şöylediği şey doğrusa gıybet olur,yanlışsa ise iftira olur ve kul hakkına girmiş olur… Ayrıca gıybet eden,gıybet ediği kişinin de günahlarını de yükleniyor.. Evet dostlar,Müslüman kardeşimiz hakkında yanlış zanlara kapılıp da gıybet etmek,onları Çekiştirmek,sorumluluğu büyük olan bir vebaldir… İnsanları çekiştiren de kendini de beğenmiş olur,kendini kusursuz zanneder… Bu büyük bir yanlıştır çünkü,hiç kimse kusursuz değildir… Akılı bir insan oturup boş laf edeceği yerine,ilmi öğrenmeye çalışır..Kainata tefekkür gözüyle bakar,yaratılış hikmetini derin-derin düşünür… Gıybet,hastalık gibidir..Yakalanınca zor tedavi olur.. Bunun ilacı Allah korkusudur.. Allah’tan korkan gıybet’en kaçar,kendi kusurlarını araştırıp düzeltmeye çalışır.. Ki,Allah’ın rızasını kazanabilsin.. Rabbimiz cümlemizi bu kötü hastaliktan muhafaza etsin.. Ayrıca gıybet eden yakınlarımız varsa,yumuşak bir dilde uyarmalıyız.. Çünkü… “Ey fani ve kendini güvenen insan..!Hatalarını o kadar çok ki..! Ey nasihata sırt çeviren…! Bu nasihatlar sana yapılmadımı..? “diye Allah soracaktır…
SELAM VE DUA İLE HAYIRLI BEREKETLİ GÜNLER DİLİYORUM ALLAH C.C BİZLERLE OLSUN İNŞ AMİN
RABBİME EMANETSİN İNŞ BALIMMM
Başkalarına yanlış anlayıp haklarında gıybet etmemeli..
“Kim bir müslümanın kusurunu örterse Allah’ta o kimsenin dünya ve ahirette kusurlarını örter..Kim bir müslümanın kusurunu sağda-spla konuşur,teşhir ederse Allah da onun dünya ve ahirette kusurlarını teşhir eder.. “( Hadis. )
Evet dostlar kendini bilen her mü’min dilini ve kalbini kötülüklerden uzak tutmalı… Din kardeşin hakkında kötü zanda bulunmamalı,kusurlarını gizlemeli.. İnsanlar çoğunlukla işlerin olmayışından ,özelliklede boş vakit olanlar gıybetle meşkul olur.. Haramlar zehirli bala benzer… Önce tat verir,sonra manen insanları zehirler,manevi hayatlarını öldürür… Gıybet edenler için gıybet sakız gibidir… Nasıl ki bir çok insanlar sakız çiğnemekten hoşlanır,gıybet de böyledir… Allah insanlara yarattirken değişik huylara ve özelliklerle donatmiş… Bu yüzden Allah korkusu olan her insandan din kardeşini giybetini yapmaktan çekinir… Çünkü,herkes Allah’ın kuludur.. Katında kim daha üstün ancak Allah bilir.. Bizim evvela islamı güzel yaşamamız gerekir.. Ve işin aslını bilmeden zan yürütmemeli.. Başkalarına yanlış anlayıp haklarında gıybet etmemeli.. Müslüman konuşurken ölçüsünü iyi bilmeli,ağzından çıkan sözlere çok dikkat etmelidir… Başka biri hakkında arkasından şöylenen söz,o kişi duyduğu zaman hosuna gitmeyecekse şöylememeli… Çünkü şöylediği şey doğrusa gıybet olur,yanlışsa ise iftira olur ve kul hakkına girmiş olur… Ayrıca gıybet eden,gıybet ediği kişinin de günahlarını de yükleniyor.. Evet dostlar,Müslüman kardeşimiz hakkında yanlış zanlara kapılıp da gıybet etmek,onları Çekiştirmek,sorumluluğu büyük olan bir vebaldir… İnsanları çekiştiren de kendini de beğenmiş olur,kendini kusursuz zanneder… Bu büyük bir yanlıştır çünkü,hiç kimse kusursuz değildir… Akılı bir insan oturup boş laf edeceği yerine,ilmi öğrenmeye çalışır..Kainata tefekkür gözüyle bakar,yaratılış hikmetini derin-derin düşünür… Gıybet,hastalık gibidir..Yakalanınca zor tedavi olur.. Bunun ilacı Allah korkusudur.. Allah’tan korkan gıybet’en kaçar,kendi kusurlarını araştırıp düzeltmeye çalışır.. Ki,Allah’ın rızasını kazanabilsin.. Rabbimiz cümlemizi bu kötü hastaliktan muhafaza etsin.. Ayrıca gıybet eden yakınlarımız varsa,yumuşak bir dilde uyarmalıyız.. Çünkü… “Ey fani ve kendini güvenen insan..!Hatalarını o kadar çok ki..! Ey nasihata sırt çeviren…! Bu nasihatlar sana yapılmadımı..? “diye Allah soracaktır…
SELAM VE DUA İLE HAYIRLI BEREKETLİ GÜNLER DİLİYORUM ALLAH C.C BİZLERLE OLSUN İNŞ AMİN
Şükür, Kuran’da üzerinde en çok durulan konulardan biridir. Yetmişe yakın ayette şükretmenin öneminden bahsedilir, müminlere şükretmeleri hatırlatılır, şükredenlerin ve şükretmeyenlerin örnekleri verilir, dünyadaki ve ahiretteki durumları bildirilir. Şükür, imanın ve tevhid inancının en büyük göstergelerinden biridir. Bir ayette şükretmek, “yalnızca Allah’a kulluk etme”nin şartı olarak belirtilir:
"Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin." (Bakara Suresi, 172)
Şeytan kibir, haset ve kıskançlığı yüzünden kıyamete kadar tüm yaşamını, insanları saptırmaya adamıştır. Şeytanın en önemli özelliklerinden biri, insanları şükürden uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Şeytanın ana hedeflerinden birinin insanları şükürden alıkoymak olduğu dikkate alındığında, şükretmeyen bir kimsenin nasıl büyük bir gaflet içinde olduğu daha iyi anlaşılabilir.
Bazı kimseler şükretmek için kendilerine çok büyük, çok özel bir nimetin gelmesini, ya da çok büyük bir sorunlarının çözülmesini beklerler. Oysa biraz dikkat edildiğinde, insanın her anının nimet içinde geçtiği görülür. Hayatı, sağlığı, aklı, şuuru, beş duyusu, nefes aldığı hava ve bunlara benzer sayısız nimet kendisine her an kesintisiz bir şekilde sunulmaktadır. Bu nimetlerin ise her biri ayrı ayrı şükretmeyi gerektirir. Allah’ı anmada ve derin düşünmede, eksik olan kimseler çoğunlukla gaflet içinde oldukları için, bu nimetlerin değerini onlara sahipken bilmez, bunların şükrünü yapmaz; ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerlerini anlar, yaptıklarının sonucuyla o zaman karşılaşırlar. Kuran'da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör." (İnsan Suresi, 2-3)
Şükür hem Rabbimizin emri olan büyük bir ibadettir, hem de insanı “azgınlaşmaktan” koruyan bir kalkan gibidir. Çünkü insanın nefsinde, zenginlik ya da güç bulduğunda zalimleşmeye, zorbalaşmaya, vicdansızlaşmaya karşı bir eğilim vardır. Bazı insanlar zenginleşir, güzel imkanlara kavuşurlarsa, acizliklerini unutmaya ve kibirlenmeye başlayabilirler. Şükür, işte bu “azgınlaşmayı” engeller.
Şükür, yalnızca Allah’a söz ile hamd etmekle değil, Rabbimiz'in verdiği tüm nimetleri Kuran ahlakını yaşamak için kullanmakla olur. Mümin, kendisine verilen her şeyi, Allah'ın rızası için kullanmakla yükümlü olduğunu bilir ve tüm yaşamı boyunca buna uygun hareket etmek için çalışır.
Allah'a şükretmenin önemi ile ilgili, Kuran'dan bazı ayetler;
Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin. (BAKARA SURESİ / 152)
Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin. (BAKARA SURESİ / 172)
Allah'ın izni olmaksızın hiç bir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (AL-İ İMRAN SURESİ / 145)
Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir. (NİSA SURESİ / 147)
"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir." (İBRAHİM SURESİ / 7)
Allah, sizi annelerinizin karnından hiç bir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (NAHL SURESİ / 78)
O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için. (FURKAN SURESİ / 62)
Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar. (NEML SURESİ / 73)
Andolsun, Lukman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim inkâr ederse, artık şüphesiz, (Allah,) Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamiddir (hamd yalnızca O'na aittir). (LOKMAN SURESİ / 12)
__________________ Dünya bir gündür... O da bugündür... Rabbim, dönüş yalnız Sana'dır...
HAYIRLI GECELER DEGERLİ KARDEŞİM
kanadı kırık bir kuş gibiyiz.
Uçsak uçamıyoruz, göçsek göçemiyoruz.
Yarım bırakılmış bir düş gibiyiz.
Yardan da, serden de geçemiyoruz.
Menzile erememe korkusu sardı benliğimizi
Kolumuz kanadımız kırık , gönlümüz bin pare!
Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi !
Yaraları saran , dağılanı toplayan Sensin !
Varlığımız Senin varlığının şahidi
Varlığımız Senin Rahmetinin şahidi!
ALLAH'ım !
Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.
Seni sığınak, barınak, tutanak bilir Ya ALLAH deriz.
Şeytandan SANA sığınır e'uzu billah deriz.
Her işe Seninle başlar bismillah deriz.
Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.
Versende alsanda elhamdülillah deriz.
Hayran kaldığımızda maşALLAH,
Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz.
Sevindiğimizde ALLAHuekber,
Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.
Canımız sıkıldığında fe-subhanALLAH ,
Zafer kazandığımızda nasrun minALLAH,
Rızık kazandığımızda er-rizku 'alALLAH deriz.
Bir işi arzu ettiğimizde inşALLAH,
Bir işi başardığımızda biiznillah deriz.
Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,
Söz verdiğimizde v'ALLAH ve billah deriz.
ALLAH'ım !
Benliğimizin yaktığı ateşte yakma bizi!
Bizi nefsimize kul etme, kul et nefsimizi Sana !
Bir lahza dahi bana bırakma bizi!
Sen bize yetersin, yetmeyiz biz bize .
Bilmediğimizi bildir, görmediğimizi göster!
Sen bildirmezsen bilemeyiz, göremeyiz göstermezsen
Gönlümüze huzur,gözlerimize nur, dizimize derman ver!
Sen "OL" deyince olur, olmaza "OL" demezsen.
Canana can, cana canan , kalbe ferman ver!
Al işte ellerimizi, uzattık sana!
Ne olur, ne olur bırakma bizi bize !
Sen bize yetersin , yetmeyiz biz bize !
ALLAH'ım, ellerimizi bırakma!
ALLAH'ım !
Bırakma bizi
Tut elimizi! ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER
Yorumlar (363)
Yorumlar (363)
Amin...
KUR'AN'DA "KURTULUŞ"
Kur'an; Allah'ın buyruklarını, isteklerini yerine getirmekle ve O'nun lütfu ile sonsuz yaşamın elde edildiğini vurgular. Kurtuluşun birbirinin devamı ve daha da mükemmelleşen şartları vardır.
Yüce Allah; vahiyle gelen kitap sahipleri olan Müslümanlar, Yahudiler, Sabiiler (Ayrı bir din mensubu) ve Hıristiyanlar arasında hiçbir fark gözetmeden sonsuz yaşamın yeterli şartını veriyor : Her kim ki; Allah'ın Bir olduğuna, O'ndan başka ilâh olmadığına ve ahirette hesaba çekileceğine inanır, insana hizmete ve barışa yönelik iş (salih amel) sergilerse, o insan kurtuluşa erdirilecektir. Peygamber şartı, kitap ve dini kurallar aranmadan, sonsuz yaşam için sadece 3 şart konulmuştur. 1) Allah'a İman 2) Ahirete İman 3) İnsana hizmete ve barışa yönelik iş (salih amel). Hangi ırk ve kitap bağımlısı olursa olsun, erkek veya kadın bu üç şartı yerine getirenler kurtulacaktır.
Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın; Rab'binize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. (Hac 22 / 77) Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa eresiniz.(Maide 5/35)
Namaz ile Allah'a ibadet edin. İnsanlar arasında hayır işleri yapın. Allah'tan korkun. O'ndan ençok korkan, Allah'ın ençok sevdiği ve sevildiği kuldur. Rab'bin yolunda O'nu memnun etmek için gayret gösterin, İlâhî Yasaları da uygulayın ki Allah'ın lütfu ile kurtuluşa eresiniz.
Allah takva sahiplerini kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar. (Zümer 39 / 61) ...Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, takvaca en ileri olanınızdır... (Araf 7 / 26)
Takva; korunma, sakınma, korkma demektir. Yüce Allah'ın ençok sevdiği insanlar takva sahibidir. Kurtuluşa erenler onlardır, cennet onlar için hazırlanmıştır. Kur'an, İslâmiyetin esasını “takva” kelimesinde özetlemiştir. Yunus 10/63 : « Allah'ın dostları, iman edipte takvaya sarılmış olanlardır.» şu halde Yüce Allah'ın rıza ve sevgisine ulaşmak, imandan sonra takva sıfatlarını kazanmakla mümkündür. Kur'an, takva sıfatlarını birçok ayetlerle bildirmiştir. Bu özellikleri kazanmak, nefsin terbiye yolundan başka birşey değildir. Benliğimizde bulunan yalancılık, öfke, gurur, fuhuş, sefahat, çılgın eğlenceler ve benzerleri gibi kötü niteliklerden arınmak, ancak bu ilâhî özelliklere sahip olmakla elde edilir. Takva sıfatları kazanıldıkça, benliğin kötü istek ve arzuları da yavaş yavaş kaybolmaya başlar. Kötü nitelikler, takva özellikleri kazanılmadan benliği asla terketmez. Kemal mertebesinde de tam arınıp yücelir ki, o zaman kurtuluşun en üst noktasına erişilir. Takva sahibi olmak, yaklaşık 10 ilâhi sıfatı kazanmakla mümkündür.
1) İnfak ve Sevgi. Ali İmran 3 / 134 : « Takva sahipleri, bollukta da darlıkta da infak ederler...» İnfak, sahip olunanlardan ihti- yaç sahipleri ve yoksullar için pay ayırıp vermedir. Bu vermeler hayır işlerinde daha belirginleşir. Ali İmran 3/114, 115 : « ...Hayır işlerinde yarışırca koşarlar...Allah takva sahiplerini çok iyi bilmektedir. » Hayır işi yapmak salih ameli de içerir. Salih amel, insanın hayrı ve hizmetine yönelik bütün düşünce ve faaliyetlerdir. Meryem 16 / 97 : «...Kim salih amel işlerse, muhakkak ki onu güzel bir hayat ile yaşatacağız...» Salih amel ve hayır işleri gibi insanlara faydalı hizmetleri karşılamak için, takva sahiplerinin çok çalışmak ile yükümlü olacağı şüphesizdir. İnşirah 94 / 7,8 : « İşlerinden boşaldığın zaman tekrar çalış ve yorul. Yalnız Rab'bine yönel.»
Yaratılanları sevmek. Ali İmran 3 / 119 : « İşte siz iman edenler öyle kimselersiniz ki, imansız olanlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. » Takva sahiplerinin en büyük özelliği, kaynağını Yüce Yaratıcı'dan aldıkları sevgi ile dolu oluşudur. İman eden veya iman etmeyen, dost olan veya düşman tüm insanları ve bütün yaratılanları severler. Büyük tasavvuf şairi Yunus Emre'nin söylediği gibi : « Yaratandan ötürü yaratılanları severim.»
2) Namaz. Bakara 2 / 177 : «...Namazı kılar...Takva sahibi ancak onlardır.»
3) Zekât. Bakara 2 /177 : «...Zekât verir...Takva sahibi ancak onlardır.» Zekât; zenginlerin malından yoksullara verilmesi gereken bir haktır.
4) Af Edici ve Dileyici Olma. Ali İmran 3 / 134, 135 : « O takva sahipleri ki...Öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını affederler... Onlar çirkin bir iş yaptıklarında yahut özbenliklerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlar, günahları için af dilerler. Günahları Allah'tan başka kim affeder ki?...» İslâmiyet'te hoşgörülü kelimesinden ziyade ve bazen onun yerine bağışlayıcı olma kavramı kullanılmaktadır.
5) Sabır. Bakara 2 / 177 : « ...Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder... Takva sahibi ancak onlardır.» Sabır kapsamı, geniş bir alanı kaplar ve tevekkülü de içerir. Tevekkül; Allah'ı vekil etme, Allah'a dayanıp güvenme anlamındadır. Ahzab 33 / 2, 3: « Rab'binden sana ne vahyediliyorsa ona uy... Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.»
6) Oruç. Bakara 2 / 183 : « ...Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı. Ta ki takva mertebesine erebilirsiniz.» Oruç; gün boyu aç kalmanın ötesinde, benliğin arındırılması ve yoksulun halinin anlaşılmasıdır.
7) Muhsin Olma. (İyilik ve güzellik sergileme) Zariyat 51/15, 16 : « Gerçekten takva sahipleri, cennetlerde ve pınar başındadır... Doğrusu onlar, bundan önce de iyilik ve güzellik sergilemekteydiler.»
8) Ahde Vefa. Bakara 2 / 177 : «...Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir...Takva sahibi ancak onlardır.» Ahde vefa; sözünde durma, antlaşmaları yerine getirme, sözüne güvenilir olmaktır.
9) Adalet ve Dürüstlük. Maide 5 / 8 : « Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak, Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa kininiz sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur.»
10) İlim. Fatır 35 / 28 : «...Kulları içinde ancak ilim sahipleri, Allah'tan gereğince korkar.» Takva sözcüğü korunma, sakınma manasıyla birlikte korkma anlamını da taşır. Yüce Allah'a ençok korku duygusunu taşıyan, ayni zamanda O'nu ençok seven takva sahipleridir. Mücadile 58 /11 : « İman edenleri Allah yükseltir, ilim verilenleri ise kat kat dereceleri ile büyültür. » İlim sahibine alim denir. Onlar hem pozitif ilimleri ve hem de İlâhî Yasaları bilen kimselerdir.
CENNETE KİMLER GİRECEK ?
Yahudiler ve Hıristiyanlar cennete yalnızca kendilerinin gireceğini söylerler. Bakara 2 /111: «Yahudi yahut Hıristiyan olandan başkası cennete asla girmeyecek, “dediler”. Bu; onların hayalleri, kuruntularıdır. De ki onlara: Eğer doğru sözlü iseniz, hadi getirin kanıtınızı.» Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. Maide 5 / 18: «Yahudiler ve Hıristiyanlar dediler ki, biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: O halde niçin size günahlarınız yüzünden acı çektiriyor?...» Kitap sahipleri cennete girme hususunda ayrıca şöyle demişlerdi. Bakara 2 /135 : «Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğruya yönlendirilesiniz...»
Kur'an, hiç ayırımcılık yapmadan Allah'a teslim olmayı öğütlemektedir. Bakara 2/136 : « şöyle deyin : Allah'a bize (Hz. Muhammed'e) indirilene, İbrahim'e İsmail'e, İshak'a, Yakub'a onun torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya indirilene ve diğer nebilere verilenlere inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız Allah'a teslim olanlarız.»
Erkek veya kadın Allah'a inanmış olarak barışa yönelik iyi işler yapanlar cennete girer, kötülük yaparak günahkar olanlar da ceza görür. Nisa 4 / 123,124: « İş ne sizin kuruntularınızladır, ne de kitap sahibinin kuruntularıdır. Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Böyle biri, kendisi için Allah dışında ne bir dost bulur, ne de yardımcı. Erkek veya kadın, inanmış olarak barışa yönelik iyi işler yapanlar cennete gireceklerdir.Zerre kadar da zulme uğratılmayacaktır.» SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL
Rüzgarda savrulan kuru bir yaprak gibi şimdiler de gönlüm, Yorgunum, bıraktım kendimi Bir oyana bir buyana savruluyorum Düşüncelerim savruluyor, ben savruluyorum
Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum; Hep böyle gri miydi? Ve böylesine soğuk Bilmiyorum
Hangimiz daha çok ve daha içli döküyoruz gözyaşlarını Ve hangimiz, hangimizin damlalarında saklıyoruz hüznünü Bilmiyorum
Bildiğim tek şey var, Sen daha temiz ağlıyorsun yağmurum. Güller, uzanmış gökyüzüne, damlalarını bekliyor hasretle; Gelse de okşasa bizi
Peki ya ey gönlümdeki Gonca, Sen Güllerin Efendisi, Sen ne haldesin? Gözlerin nemli, boynun bükük mü? Sancıyor mu yüreğin bu mücrime? Utanıyor musun halimden?
Ey insanoglu bak bakalım! bi hayran oldugun teknolojiye, bi de Yaradanın yarattıklarındaki inceliğe..! hangisi daha muhteşem.. şimdi otur ve tefekkür et..
Kıyamet günü, o güne kadar Allah'ın büyüklüğünü ve gücünü görmek istemeyen, bile bile yüz çeviren insanlar için pişmanlığın yaşandığı gündür. Bu, öğüt alıp düşünme ve yapılanları telafi etme imkanı tanınmayan bir pişmanlıktır. Tüm insanlar Allah'tan başka dost, yardımcı ve koruyucu olmadığını, Allah'ın gücünü ve gazabını artık kesin olarak anlamışlardır. Böyle bir anda Allah'a ve ahiret gününe karşı inkar içinde olabilecek ve bu inkarında direnebilecek "tek bir insan" dahi yoktur. Bu gerçek Kuran'da tüm insanlara şöyle bildirilmiştir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.
(Zümer Suresi, 67)
O gün insanın tanıyıp bildiği bütün kurallar yok olur. Yaratılışları sırasında Allah'ın "isteyerek veya istemeyerek itaat edin" çağrısına icabet eden ve "isteyerek geldik" diye cevap veren gök ve yer, o gün de kendi yaratılışlarına uygun olarak gerçek sahipleri ve yaratıcıları olan Allah'a boyun eğerler. Kuran'da Allah'ın göğe ve yere seslenişi şu şekilde anlatılır:
De ki: "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir. Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler."
(Fussilet Suresi, 9-11)
Bilindiği gibi inkarcıların iddialarından birisi, maddenin kendi kendine oluştuğudur. Çevrelerinde gördükleri tüm güzelliği tabiatın gücüne bağlarlar. Geri kalan detaylar, yani bunların nasıl meydana geldikleri, bu bilinçli oluşumun nasıl oluyor da kendisi de yokken var olmuş, cansız bir kavram olan tabiattan ortaya çıktığını asla düşünmezler. Bu mantıksız iddiaya göre herşeyi doğa kendi kendine var etmiştir. Yani hakim olan olağanüstü uyum ve dengenin sahibi taş, toprak, hava ve sudur. Oysa kıyamet günü geldiğinde insan dağın, taşın, toprağın ne hale geldiğini görür ve bu gücün sahibinin tabiatın kendisi olamayacağına şahit olur. Canlı-cansız herşeyin yaratılışının kendisine atfedildiği tabiat, o gün kendisini koruyamayacaktır. Allah herşeyin yalnızca Kendi gücü ve iradesi ile var olduğunu, yalnızca O dileyip koruduğu için korunduğunu insanlara gösterecektir. Birçok insan vicdanları kabul ettiği halde anlamazlıktan geldikleri gerçekleri, o anda çok büyük bir pişmanlıkla hatırlayacaktır. Allah kıyamet günü olacakları ayetlerde şöyle haber vermektedir:
Gök, yarılıp-parçalandığı, Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman; Yer, düzlendiği, İçinde olanları dışa atıp boşaldığı, Ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman. Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak Suresi, 1-6) selam ve dua ıle Allah a emanet ol
Yaratan ile yaratılan. Biri Halik, diğeri mahluk. Mahlûk olanların içinden 'a söz verenler kul, diğerleri yine mahlûk. 'a vermiş olduğu sözü tutup, emerlerini Onu görüyormuş gibi yaşayanlar sâlih kul. Bütün peygamberlerin müşterek hususiyeti: Sâlih kullar olması... ile kul arasında sıkı bir bağ. Ruhundan üfurmesi. Ona müslüman ismini vermesi, ölürken de müslümanca can vermenin yolunu bildirmesi. Bütün bunlar ile kulu arasında cereyan eden hikmetli, müjdeli, ibretli şeylerdir. (c c) kulu ile devamlı irtibatlı olmasını istediğinden Kur'an'ı indirmiştir. Böylece şu şaşmaz ölçü ortaya kokuştur: Kur'an ile birlikte hayat; ile birlikte yaşamakur. ile birlikte yaşayan bir kulun, sının aşması düşünülemez. Yeter ki o Kur'an ile birlikte bir hayati benimsemiş bulunsun. Eğer kul Kur'an'ı hayatından uzaklaştırırsa, bunun sonucu olarak kendisi de hayattan uzaklaşmış olur. Hayattan uzaklaşmak demek, iman ve cihattan uzaklaşmak demektir. İman ve cihaddan uzaklaşanlar ise kulluk makamından düşer, mahlûk olur ve dört ayaklı hayvanlar ile birlikte aynı kefeye konur. Kur'an ile birlikte olacak hayatı kazanmak her kulun vazifesidir. Ancak: -İlim ehli, Kur'an'dan, yaşanan pratik bir hayat nizamı çıkaracaklarına, onun yalnız dil ve üslub özellikleri üzerinde durdular. -Kur'anın tilavetine önem verenler, tecvid ve makamı güzel ses ve gramerini gördüler, fakat bir türlü onun hayatinin içine giremediler. Hafız oldular amma Kur'an'ın hayatını muhafaza edemediler. İstisnalar mevzu dışı. -Bir takım müfessirler Kur'an'ı metin çözümlemesi için malzeme olarak kullandılar. İlmi tarafını ortaya koyalım derken, ona yaklaşmaya cesaret bulanların cesaretini kırdılar. -Fâkihlerimizden bazıları ise, Kur'an'ın hayata uygulanması için bildiğimiz fıkhı, teferruata boğdular ve teferruat içinde kaybolup gittiler. Halbuki Kur'an, müslümana bir hayat tarzı sunmuştur. Fakat müslümanların çoğu ne Kur'an'ı anlayabilmişler, ne de Kur'an'ın takdim ettiği hayat tarzını. Kur'an'ı anlamak, onun canlı bir tercümanı olması gereken gerçek müslümanı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, bugünkü müslümanlar ile gerçek müslümanlar arasındaki farkı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, hayati anlamaktır. Kur'an hayatı ile birlikte olmayanların, ile birlikte yaşamaları çok zordur. Bu zoru aşmak, Kur'an'ı anlama ile ilgili bir hadisedir. Acaba onu anlamak için arapçayı bilmek mi gerekir? Arapça bilmeyenler Kur'an'ı anlayamadan mı öleceklerdir? Nice nice ümmî mürşidler, dervişler, şairler gelmiş geçmiş. Bunların çoğunun arapçayı bilmediklerini biliyoruz. Öyle ise Kur'anı anlamanın bir başka yolu mu vardır? Kur'an her yönü ile bir mucizedir. Anlaşılması yönü ile de bir mucizedir. Kur'an'a âlim de yaklaşsa, câhil de yaklaşsa mutlaka bir şeyler alır. Kur'an bu açıdan da mucizedir. Avam dediğimiz kesimin anlayamayacağı şeyler, umumiyetle ahkam ile alakalı bazı mes'elelerdir. Ya diğer bölümler? Tam yeri gelmişken, bu satırları okuyan kadın-erkek, genç ihtiyar hepsinin Kur'an'ı anlamaları için pratik bazı tavsiyelerde bulunacağız. Bu tavsiyelere uyarsak, inşaallah kendimizi o hayatın içinde bulacak ve böylece ile birlikte yaşamaya başlayacağız: 1. Kur'an okumadan önce şöyle düşüneceğiz: Kur'an sanki bize bugün iniyor muş. Bütün dikkatimizi bu yöne toplayacağız. 2. Okuduğumuz Kur'an'ın, bütün mes'elelerimize çözüm getireceğine inanarak okuyacağız. Demokrat bir kafa ile Kur'an'ı defalarca okusak, faydasını göremeyiz. 3. Önümüzde duran Kur'an'ın, yegane bir hayat nizamı olduğuna iman edeceğiz. Bu hayat nizamının, tüm sistemlerin üstünde olması gerektiğine inanacağız. 4. Mizan başındaki hesaplaşmada, ancak Kur'an'dan hesaba çekileceğimize yakinen inanacağız. Kur'an'ın dışında olan şeyler, ancak Kur'an'ı yaşamak için bir takviyedir. Yani sorular-sualler Kur'an'dan çıkacaktır, başka şeylerden değil. 5. Kur'an'ın emirleri dairesinde kalmanın ve o emirleri yaşamanın, ile birlikte bir yaşama olduğuna da inanacağız. Yukarıda beş madde olarak sıraladığımız şartlar, her müs-lüman kulun hakkından gelebileceği sarflardır. Ve bu şartların içinde Arapçayı bilmek diye bir şart yoktur. Fakat onu bilmek, arapçaya vakıf olmak İslamın ilmine vakıf olmaktır. Bunu da hesaba katacağız. Sözün özü şudur: Kur'an'ın okunmamasını tavsiye edenler, koyu bir cehaletin içindedirler. Kur'an'sız bir hayatın, meşru bir hayat olamayacağını bilmek, her müslüman kulun vazifesidir. Müslümanların dünya ve âhiret ile alakalı her şey Kur'an'da mevcuttur. Buyurunuz, onu kabirlere alet olmasından, mevlitlere, yarışmalara, makam ve güzel seslere alet olmasından kurtarmaya çalışalım. Ve Kur'an'ın bir hayat nizamı olduğunu bütün dünyaya yaşayışlarımız ile ilan edelim, ve böylece ile birlikte yaşamanın hazzını ve feyzini tadalım. "İşittik ve itaat ettik." (Bakara suresi: 285) "Ey iman edenler. 'a ve Resulüne itaat edin. İşittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin" (Enfâl Suresi: 20) "(Bazı insanlar) "'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik" diyorlar, ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir." (Nur suresi: 47) Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: -Eyvah bize. Keşke 'a itaat etseydik, peygambere de itaat etseydik, derler. -Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler. -Rabbimiz. Onlara iki kat azâb ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzâb suresi: 66-67-68) "Ve, şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık' diye ilave ederler." (Mülk suresi: 10)
Bir yolcu gibi kabul et beni Şöyle geçerken uğrayanlardan
Hep yaparız ya biz bunu, Bir güzellik görünce inceleriz sağını solunu
Bakışlarımı mazur gör, alınma üstüne Üzülme Giden senden gidiyor diye