ismail hakkı's profileismail hakkı adlı kullan...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 25

    SLM

     
     
    ALLAH’A ŞÜKRETMEK

    Şükür, Kuran’da üzerinde en çok durulan konulardan biridir. Yetmişe yakın ayette şükretmenin öneminden bahsedilir, müminlere şükretmeleri hatırlatılır, şükredenlerin ve şükretmeyenlerin örnekleri verilir, dünyadaki ve ahiretteki durumları bildirilir. Şükür, imanın ve tevhid inancının en büyük göstergelerinden biridir. Bir ayette şükretmek, “yalnızca Allah’a kulluk etme”nin şartı olarak belirtilir:

    "Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin." (Bakara Suresi, 172)

    Şeytan kibir, haset ve kıskançlığı yüzünden kıyamete kadar tüm yaşamını, insanları saptırmaya adamıştır. Şeytanın en önemli özelliklerinden biri, insanları şükürden uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Şeytanın ana hedeflerinden birinin insanları şükürden alıkoymak olduğu dikkate alındığında, şükretmeyen bir kimsenin nasıl büyük bir gaflet içinde olduğu daha iyi anlaşılabilir.

    Bazı kimseler şükretmek için kendilerine çok büyük, çok özel bir nimetin gelmesini, ya da çok büyük bir sorunlarının çözülmesini beklerler. Oysa biraz dikkat edildiğinde, insanın her anının nimet içinde geçtiği görülür. Hayatı, sağlığı, aklı, şuuru, beş duyusu, nefes aldığı hava ve bunlara benzer sayısız nimet kendisine her an kesintisiz bir şekilde sunulmaktadır. Bu nimetlerin ise her biri ayrı ayrı şükretmeyi gerektirir. Allah’ı anmada ve derin düşünmede, eksik olan kimseler çoğunlukla gaflet içinde oldukları için, bu nimetlerin değerini onlara sahipken bilmez, bunların şükrünü yapmaz; ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerlerini anlar, yaptıklarının sonucuyla o zaman karşılaşırlar. Kuran'da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    "Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör." (İnsan Suresi, 2-3)

    Şükür hem Rabbimizin emri olan büyük bir ibadettir, hem de insanı “azgınlaşmaktan” koruyan bir kalkan gibidir. Çünkü insanın nefsinde, zenginlik ya da güç bulduğunda zalimleşmeye, zorbalaşmaya, vicdansızlaşmaya karşı bir eğilim vardır. Bazı insanlar zenginleşir, güzel imkanlara kavuşurlarsa, acizliklerini unutmaya ve kibirlenmeye başlayabilirler. Şükür, işte bu “azgınlaşmayı” engeller.

    Şükür, yalnızca Allah’a söz ile hamd etmekle değil, Rabbimiz'in verdiği tüm nimetleri Kuran ahlakını yaşamak için kullanmakla olur. Mümin, kendisine verilen her şeyi, Allah'ın rızası için kullanmakla yükümlü olduğunu bilir ve tüm yaşamı boyunca buna uygun hareket etmek için çalışır.
     
     
     
     
    Image Hosted by ImageShack.us
     
     
     
    Allah'a şükretmenin önemi ile ilgili, Kuran'dan bazı ayetler;

    Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin. (BAKARA SURESİ / 152)


    Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin. (BAKARA SURESİ / 172)


    Allah'ın izni olmaksızın hiç bir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (AL-İ İMRAN SURESİ / 145)


    Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir. (NİSA SURESİ / 147)


    "Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir." (İBRAHİM SURESİ / 7)


    Allah, sizi annelerinizin karnından hiç bir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (NAHL SURESİ / 78)


    O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için. (FURKAN SURESİ / 62)


    Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar. (NEML SURESİ / 73)


    Andolsun, Lukman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim inkâr ederse, artık şüphesiz, (Allah,) Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamiddir (hamd yalnızca O'na aittir). (LOKMAN SURESİ / 12)
    __________________
    Dünya bir gündür... O da bugündür... Rabbim, dönüş yalnız Sana'dır...

    GÜLLER

      

    Yorumlar (363)

    HAYIRLI GECELER DEGERLİ KARDEŞİM
     
    kanadı kırık bir kuş gibiyiz.

    Uçsak uçamıyoruz, göçsek göçemiyoruz.

    Yarım bırakılmış bir düş gibiyiz.

    Yardan da, serden de geçemiyoruz.

    Menzile erememe korkusu sardı benliğimizi

    Kolumuz kanadımız kırık , gönlümüz bin pare!

    Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi !

    Yaraları saran , dağılanı toplayan Sensin !

    Varlığımız Senin varlığının şahidi

    Varlığımız Senin Rahmetinin şahidi!

    ALLAH'ım !

    Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.

    Seni sığınak, barınak, tutanak bilir Ya ALLAH deriz.

    Şeytandan SANA sığınır e'uzu billah deriz.

    Her işe Seninle başlar bismillah deriz.

    Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.

    Versende alsanda elhamdülillah deriz.

    Hayran kaldığımızda maşALLAH,

    Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz.

    Sevindiğimizde ALLAHuekber,

    Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.

    Canımız sıkıldığında fe-subhanALLAH ,

    Zafer kazandığımızda nasrun minALLAH,

    Rızık kazandığımızda er-rizku 'alALLAH deriz.

    Bir işi arzu ettiğimizde inşALLAH,

    Bir işi başardığımızda biiznillah deriz.

    Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,

    Söz verdiğimizde v'ALLAH ve billah deriz.

    ALLAH'ım !

    Benliğimizin yaktığı ateşte yakma bizi!

    Bizi nefsimize kul etme, kul et nefsimizi Sana !

    Bir lahza dahi bana bırakma bizi!

    Sen bize yetersin, yetmeyiz biz bize .

    Bilmediğimizi bildir, görmediğimizi göster!

    Sen bildirmezsen bilemeyiz, göremeyiz göstermezsen

    Gönlümüze huzur,gözlerimize nur, dizimize derman ver!

    Sen "OL" deyince olur, olmaza "OL" demezsen.

    Canana can, cana canan , kalbe ferman ver!

    Al işte ellerimizi, uzattık sana!

    Ne olur, ne olur bırakma bizi bize !

    Sen bize yetersin , yetmeyiz biz bize !

    ALLAH'ım, ellerimizi bırakma!

    ALLAH'ım !

    Bırakma bizi

    Tut elimizi! ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER

     

         

    Yorumlar (363)

    Yorumlar (363)



    Amin...

    KUR'AN'DA "KURTULUŞ"

    Kur'an; Allah'ın buyruklarını, isteklerini yerine getirmekle ve O'nun lütfu ile sonsuz yaşamın elde edildiğini vurgular. Kurtuluşun birbirinin devamı ve daha da mükemmelleşen şartları vardır. 


    Yüce Allah; vahiyle gelen kitap sahipleri olan Müslümanlar, Yahudiler, Sabiiler (Ayrı bir din mensubu) ve Hıristiyanlar arasında hiçbir fark gözetmeden sonsuz yaşamın yeterli şartını veriyor : Her kim ki; Allah'ın Bir olduğuna, O'ndan başka ilâh olmadığına ve ahirette hesaba çekileceğine inanır, insana hizmete ve barışa yönelik iş (salih amel) sergilerse, o insan kurtuluşa erdirilecektir.
    Peygamber şartı, kitap ve dini kurallar aranmadan, sonsuz yaşam için sadece 3 şart konulmuştur. 1) Allah'a İman 2) Ahirete İman 3) İnsana hizmete ve barışa yönelik iş (salih amel). Hangi ırk ve kitap bağımlısı olursa olsun, erkek veya kadın bu üç şartı yerine getirenler kurtulacaktır.


    Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın; Rab'binize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. (Hac 22 / 77)
    Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa eresiniz.(Maide 5/35)

    Namaz ile Allah'a ibadet edin. İnsanlar arasında hayır işleri yapın. Allah'tan korkun. O'ndan ençok korkan, Allah'ın ençok sevdiği ve sevildiği kuldur. Rab'bin yolunda O'nu memnun etmek için gayret gösterin, İlâhî Yasaları da uygulayın ki Allah'ın lütfu ile kurtuluşa eresiniz.


    Allah takva sahiplerini kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar. (Zümer 39 / 61)
    ...Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, takvaca en ileri olanınızdır... (Araf 7 / 26)

    Takva; korunma, sakınma, korkma demektir. Yüce Allah'ın ençok sevdiği insanlar takva sahibidir. Kurtuluşa erenler onlardır, cennet onlar için hazırlanmıştır. Kur'an, İslâmiyetin esasını “takva” kelimesinde özetlemiştir. Yunus 10/63 : « Allah'ın dostları, iman edipte takvaya sarılmış olanlardır.» şu halde Yüce Allah'ın rıza ve sevgisine ulaşmak, imandan sonra takva sıfatlarını kazanmakla mümkündür.
    Kur'an, takva sıfatlarını birçok ayetlerle bildirmiştir. Bu özellikleri kazanmak, nefsin terbiye yolundan başka birşey değildir. Benliğimizde bulunan yalancılık, öfke, gurur, fuhuş, sefahat, çılgın eğlenceler ve benzerleri gibi kötü niteliklerden arınmak, ancak bu ilâhî özelliklere sahip olmakla elde edilir. Takva sıfatları kazanıldıkça, benliğin kötü istek ve arzuları da yavaş yavaş kaybolmaya başlar. Kötü nitelikler, takva özellikleri kazanılmadan benliği asla terketmez. Kemal mertebesinde de tam arınıp yücelir ki, o zaman kurtuluşun en üst noktasına erişilir. Takva sahibi olmak, yaklaşık 10 ilâhi sıfatı kazanmakla mümkündür.

    1) İnfak ve Sevgi. Ali İmran 3 / 134 : « Takva sahipleri, bollukta da darlıkta da infak ederler...» İnfak, sahip olunanlardan ihti- yaç sahipleri ve yoksullar için pay ayırıp vermedir. Bu vermeler hayır işlerinde daha belirginleşir. Ali İmran 3/114, 115 : « ...Hayır işlerinde yarışırca koşarlar...Allah takva sahiplerini çok iyi bilmektedir. » Hayır işi yapmak salih ameli de içerir. Salih amel, insanın hayrı ve hizmetine yönelik bütün düşünce ve faaliyetlerdir. Meryem 16 / 97 : «...Kim salih amel işlerse, muhakkak ki onu güzel bir hayat ile yaşatacağız...» Salih amel ve hayır işleri gibi insanlara faydalı hizmetleri karşılamak için, takva sahiplerinin çok çalışmak ile yükümlü olacağı şüphesizdir. İnşirah 94 / 7,8 : « İşlerinden boşaldığın zaman tekrar çalış ve yorul. Yalnız Rab'bine yönel.»

    Yaratılanları sevmek. Ali İmran 3 / 119 : « İşte siz iman edenler öyle kimselersiniz ki, imansız olanlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. » Takva sahiplerinin en büyük özelliği, kaynağını Yüce Yaratıcı'dan aldıkları sevgi ile dolu oluşudur. İman eden veya iman etmeyen, dost olan veya düşman tüm insanları ve bütün yaratılanları severler. Büyük tasavvuf şairi Yunus Emre'nin söylediği gibi : « Yaratandan ötürü yaratılanları severim.»

    2) Namaz. Bakara 2 / 177 : «...Namazı kılar...Takva sahibi ancak onlardır.»

    3) Zekât. Bakara 2 /177 : «...Zekât verir...Takva sahibi ancak onlardır.» Zekât; zenginlerin malından yoksullara verilmesi gereken bir haktır.

    4) Af Edici ve Dileyici Olma. Ali İmran 3 / 134, 135 : « O takva sahipleri ki...Öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını affederler... Onlar çirkin bir iş yaptıklarında yahut özbenliklerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlar, günahları için af dilerler. Günahları Allah'tan başka kim affeder ki?...» İslâmiyet'te hoşgörülü kelimesinden ziyade ve bazen onun yerine bağışlayıcı olma kavramı kullanılmaktadır.

    5) Sabır. Bakara 2 / 177 : « ...Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder... Takva sahibi ancak onlardır.» Sabır kapsamı, geniş bir alanı kaplar ve tevekkülü de içerir. Tevekkül; Allah'ı vekil etme, Allah'a dayanıp güvenme anlamındadır. Ahzab 33 / 2, 3: « Rab'binden sana ne vahyediliyorsa ona uy... Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.»

    6) Oruç. Bakara 2 / 183 : « ...Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı. Ta ki takva mertebesine erebilirsiniz.» Oruç; gün boyu aç kalmanın ötesinde, benliğin arındırılması ve yoksulun halinin anlaşılmasıdır.

    7) Muhsin Olma. (İyilik ve güzellik sergileme) Zariyat 51/15, 16 : « Gerçekten takva sahipleri, cennetlerde ve pınar başındadır... Doğrusu onlar, bundan önce de iyilik ve güzellik sergilemekteydiler.»

    8) Ahde Vefa. Bakara 2 / 177 : «...Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir...Takva sahibi ancak onlardır.» Ahde vefa; sözünde durma, antlaşmaları yerine getirme, sözüne güvenilir olmaktır.

    9) Adalet ve Dürüstlük. Maide 5 / 8 : « Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak, Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa kininiz sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur.»

    10) İlim. Fatır 35 / 28 : «...Kulları içinde ancak ilim sahipleri, Allah'tan gereğince korkar.» Takva sözcüğü korunma, sakınma manasıyla birlikte korkma anlamını da taşır. Yüce Allah'a ençok korku duygusunu taşıyan, ayni zamanda O'nu ençok seven takva sahipleridir. Mücadile 58 /11 : « İman edenleri Allah yükseltir, ilim verilenleri ise kat kat dereceleri ile büyültür. » İlim sahibine alim denir. Onlar hem pozitif ilimleri ve hem de İlâhî Yasaları bilen kimselerdir.

    CENNETE KİMLER GİRECEK ?

    Yahudiler ve Hıristiyanlar cennete yalnızca kendilerinin gireceğini söylerler. Bakara 2 /111: «Yahudi yahut Hıristiyan olandan başkası cennete asla girmeyecek, “dediler”. Bu; onların hayalleri, kuruntularıdır. De ki onlara: Eğer doğru sözlü iseniz, hadi getirin kanıtınızı.» Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. Maide 5 / 18: «Yahudiler ve Hıristiyanlar dediler ki, biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: O halde niçin size günahlarınız yüzünden acı çektiriyor?...» Kitap sahipleri cennete girme hususunda ayrıca şöyle demişlerdi. Bakara 2 /135 : «Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğruya yönlendirilesiniz...»

    Kur'an, hiç ayırımcılık yapmadan Allah'a teslim olmayı öğütlemektedir. Bakara 2/136 : « şöyle deyin : Allah'a bize (Hz. Muhammed'e) indirilene, İbrahim'e İsmail'e, İshak'a, Yakub'a onun torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya indirilene ve diğer nebilere verilenlere inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız Allah'a teslim olanlarız.»

    Erkek veya kadın Allah'a inanmış olarak barışa yönelik iyi işler yapanlar cennete girer, kötülük yaparak günahkar olanlar da ceza görür. Nisa 4 / 123,124: « İş ne sizin kuruntularınızladır, ne de kitap sahibinin kuruntularıdır. Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Böyle biri, kendisi için Allah dışında ne bir dost bulur, ne de yardımcı. Erkek veya kadın, inanmış olarak barışa yönelik iyi işler yapanlar cennete gireceklerdir.Zerre kadar da zulme uğratılmayacaktır.»
    SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL




    Rüzgarda savrulan kuru bir yaprak gibi şimdiler de gönlüm,
    Yorgunum, bıraktım kendimi
    Bir oyana bir buyana savruluyorum
    Düşüncelerim savruluyor, ben savruluyorum

    Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum;
    Hep böyle gri miydi?
    Ve böylesine soğuk
    Bilmiyorum

    Gökyüzü mü böylesine karanlık,
    Yoksa yüreğim mi yıldızları görmemeye inatlı?
    Bilmiyorum

    Hangimiz daha çok ve daha içli döküyoruz gözyaşlarını
    Ve hangimiz, hangimizin damlalarında saklıyoruz hüznünü
    Bilmiyorum

    Bildiğim tek şey var,
    Sen daha temiz ağlıyorsun yağmurum.
    Güller, uzanmış gökyüzüne, damlalarını bekliyor hasretle;
    Gelse de okşasa bizi

    Peki ya ey gönlümdeki Gonca, Sen Güllerin Efendisi,
    Sen ne haldesin?
    Gözlerin nemli, boynun bükük mü?
    Sancıyor mu yüreğin bu mücrime?
    Utanıyor musun halimden?

    Affet beni, affet yüreğimdeki Gonca,
    Affet beni ki köklerin kirli gözyaşımla sulanmakta

    Ben Sana yağmur olamadım,
    Biliyorum;
    Ama Sen, hep En Sevgili, Sen hep ümitli
    Yağacak dedin;
    Bir gün o da aşktan yağacak

    Bak işte yağıyorum,
    Dualarımı katıp gözyaşlarıma,
    Sağanak sağanak Sana koşuyorum.
    Kapındayım, geldim işte,
    Ey vefasız sevdalının vefalı Sevgilisi,
    Günahkar damlaların tertemiz Efendisi
    ESSELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI GÜNLER BALIM SENDE BENİM İÇİN DEĞERLİSİN RABBİME EMANET OL İNŞ SEVGİLERİMLE

     

    Allah-1.jpg picture by anne-katootje

     

     

    RABBİM SİZİ VE AİLENİZİ KORUSUN RAHMETİNİ ÜZERİNİZDEN EKSİK ETMESİN NURLU YOLUNDAN AYIRMASIN

     

    ALLAH,IMA EMANETİZ.

    Ey insanoglu bak bakalım!
    bi hayran oldugun teknolojiye,
    bi de Yaradanın yarattıklarındaki inceliğe..!
    hangisi daha muhteşem..
    şimdi otur ve tefekkür et..
    ve aklını başına al...

    ŞÜKRET!Resim

    BİR DERVİŞ

     
     
     Kıyamet günü, o güne kadar Allah'ın büyüklüğünü ve gücünü görmek istemeyen, bile bile yüz çeviren insanlar için pişmanlığın yaşandığı gündür. Bu, öğüt alıp düşünme ve yapılanları telafi etme imkanı tanınmayan bir pişmanlıktır. Tüm insanlar Allah'tan başka dost, yardımcı ve koruyucu olmadığını, Allah'ın gücünü ve gazabını artık kesin olarak anlamışlardır. Böyle bir anda Allah'a ve ahiret gününe karşı inkar içinde olabilecek ve bu inkarında direnebilecek "tek bir insan" dahi yoktur. Bu gerçek Kuran'da tüm insanlara şöyle bildirilmiştir:

    Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.

    (Zümer Suresi, 67)

    O gün insanın tanıyıp bildiği bütün kurallar yok olur. Yaratılışları sırasında Allah'ın "isteyerek veya istemeyerek itaat edin" çağrısına icabet eden ve "isteyerek geldik" diye cevap veren gök ve yer, o gün de kendi yaratılışlarına uygun olarak gerçek sahipleri ve yaratıcıları olan Allah'a boyun eğerler. Kuran'da Allah'ın göğe ve yere seslenişi şu şekilde anlatılır:

    De ki: "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir. Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler."

    (Fussilet Suresi, 9-11)

    Bilindiği gibi inkarcıların iddialarından birisi, maddenin kendi kendine oluştuğudur. Çevrelerinde gördükleri tüm güzelliği tabiatın gücüne bağlarlar. Geri kalan detaylar, yani bunların nasıl meydana geldikleri, bu bilinçli oluşumun nasıl oluyor da kendisi de yokken var olmuş, cansız bir kavram olan tabiattan ortaya çıktığını asla düşünmezler. Bu mantıksız iddiaya göre herşeyi doğa kendi kendine var etmiştir. Yani hakim olan olağanüstü uyum ve dengenin sahibi taş, toprak, hava ve sudur. Oysa kıyamet günü geldiğinde insan dağın, taşın, toprağın ne hale geldiğini görür ve bu gücün sahibinin tabiatın kendisi olamayacağına şahit olur. Canlı-cansız herşeyin yaratılışının kendisine atfedildiği tabiat, o gün kendisini koruyamayacaktır. Allah herşeyin yalnızca Kendi gücü ve iradesi ile var olduğunu, yalnızca O dileyip koruduğu için korunduğunu insanlara gösterecektir. Birçok insan vicdanları kabul ettiği halde anlamazlıktan geldikleri gerçekleri, o anda çok büyük bir pişmanlıkla hatırlayacaktır. Allah kıyamet günü olacakları ayetlerde şöyle haber vermektedir:

    Gök, yarılıp-parçalandığı, Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman; Yer, düzlendiği, İçinde olanları dışa atıp boşaldığı, Ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman. Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın.
    (İnşikak Suresi, 1-6) 

    selam ve dua ıle Allah a emanet olimage

    Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının s

    ALLAH İNSANI OLMAK

    ALLAH İLE BİRLİKTE YAŞAMAK,Allah herkese nasip etsin...

    --------------------------------------------------------------------------------

    İle Birlikte Yaşamak

    Yaratan ile yaratılan. Biri Halik, diğeri mahluk. Mahlûk olanların içinden 'a söz verenler kul, diğerleri yine mahlûk. 'a vermiş olduğu sözü tutup, emerlerini Onu görüyormuş gibi yaşayanlar sâlih kul. Bütün peygamberlerin müşterek hususiyeti: Sâlih kullar olması...
    ile kul arasında sıkı bir bağ. Ruhundan üfurmesi. Ona müslüman ismini vermesi, ölürken de müslümanca can vermenin yolunu bildirmesi. Bütün bunlar ile kulu arasında cereyan eden hikmetli, müjdeli, ibretli şeylerdir.
    (c c) kulu ile devamlı irtibatlı olmasını istediğinden Kur'an'ı indirmiştir. Böylece şu şaşmaz ölçü ortaya kokuştur: Kur'an ile birlikte hayat; ile birlikte yaşamakur.
    ile birlikte yaşayan bir kulun, sının aşması düşünülemez. Yeter ki o Kur'an ile birlikte bir hayati benimsemiş bulunsun.
    Eğer kul Kur'an'ı hayatından uzaklaştırırsa, bunun sonucu olarak kendisi de hayattan uzaklaşmış olur. Hayattan
    uzaklaşmak demek, iman ve cihattan uzaklaşmak demektir. İman ve cihaddan uzaklaşanlar ise kulluk makamından düşer, mahlûk olur ve dört ayaklı hayvanlar ile birlikte aynı kefeye konur.
    Kur'an ile birlikte olacak hayatı kazanmak her kulun vazifesidir. Ancak:
    -İlim ehli, Kur'an'dan, yaşanan pratik bir hayat nizamı çıkaracaklarına, onun yalnız dil ve üslub özellikleri üzerinde durdular.
    -Kur'anın tilavetine önem verenler, tecvid ve makamı güzel ses ve gramerini gördüler, fakat bir türlü onun hayatinin içine giremediler. Hafız oldular amma Kur'an'ın hayatını muhafaza edemediler. İstisnalar mevzu dışı.
    -Bir takım müfessirler Kur'an'ı metin çözümlemesi için malzeme olarak kullandılar. İlmi tarafını ortaya koyalım derken, ona yaklaşmaya cesaret bulanların cesaretini kırdılar.
    -Fâkihlerimizden bazıları ise, Kur'an'ın hayata uygulanması için bildiğimiz fıkhı, teferruata boğdular ve teferruat içinde kaybolup gittiler. Halbuki Kur'an, müslümana bir hayat tarzı sunmuştur. Fakat müslümanların çoğu ne Kur'an'ı anlayabilmişler, ne de Kur'an'ın takdim ettiği hayat tarzını.
    Kur'an'ı anlamak, onun canlı bir tercümanı olması gereken gerçek müslümanı anlamaktır.
    Kur'an'ı anlamak, bugünkü müslümanlar ile gerçek müslümanlar arasındaki farkı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, hayati anlamaktır. Kur'an hayatı ile birlikte olmayanların, ile birlikte yaşamaları çok zordur. Bu zoru aşmak, Kur'an'ı anlama ile ilgili bir hadisedir.
    Acaba onu anlamak için arapçayı bilmek mi gerekir? Arapça bilmeyenler Kur'an'ı anlayamadan mı öleceklerdir?
    Nice nice ümmî mürşidler, dervişler, şairler gelmiş geçmiş. Bunların çoğunun arapçayı bilmediklerini biliyoruz. Öyle ise Kur'anı anlamanın bir başka yolu mu vardır?
    Kur'an her yönü ile bir mucizedir. Anlaşılması yönü ile de bir mucizedir. Kur'an'a âlim de yaklaşsa, câhil de yaklaşsa mutlaka bir şeyler alır. Kur'an bu açıdan da mucizedir. Avam dediğimiz kesimin anlayamayacağı şeyler, umumiyetle ahkam ile alakalı bazı mes'elelerdir. Ya diğer bölümler?
    Tam yeri gelmişken, bu satırları okuyan kadın-erkek, genç ihtiyar hepsinin Kur'an'ı anlamaları için pratik bazı tavsiyelerde bulunacağız. Bu tavsiyelere uyarsak, inşaallah kendimizi o hayatın içinde bulacak ve böylece ile birlikte yaşamaya başlayacağız:
    1. Kur'an okumadan önce şöyle düşüneceğiz: Kur'an sanki bize bugün iniyor muş. Bütün dikkatimizi bu yöne toplayacağız.
    2. Okuduğumuz Kur'an'ın, bütün mes'elelerimize çözüm getireceğine inanarak okuyacağız. Demokrat bir kafa ile Kur'an'ı defalarca okusak, faydasını göremeyiz.
    3. Önümüzde duran Kur'an'ın, yegane bir hayat nizamı olduğuna iman edeceğiz. Bu hayat nizamının, tüm sistemlerin üstünde olması gerektiğine inanacağız.
    4. Mizan başındaki hesaplaşmada, ancak Kur'an'dan hesaba çekileceğimize yakinen inanacağız. Kur'an'ın dışında olan şeyler, ancak Kur'an'ı yaşamak için bir takviyedir. Yani sorular-sualler Kur'an'dan çıkacaktır, başka şeylerden değil.
    5. Kur'an'ın emirleri dairesinde kalmanın ve o emirleri yaşamanın, ile birlikte bir yaşama olduğuna da inanacağız.
    Yukarıda beş madde olarak sıraladığımız şartlar, her müs-lüman kulun hakkından gelebileceği sarflardır. Ve bu şartların içinde Arapçayı bilmek diye bir şart yoktur. Fakat onu bilmek, arapçaya vakıf olmak İslamın ilmine vakıf olmaktır. Bunu da hesaba katacağız.
    Sözün özü şudur: Kur'an'ın okunmamasını tavsiye edenler, koyu bir cehaletin içindedirler. Kur'an'sız bir hayatın, meşru bir hayat olamayacağını bilmek, her müslüman kulun vazifesidir. Müslümanların dünya ve âhiret ile alakalı her şey Kur'an'da mevcuttur.
    Buyurunuz, onu kabirlere alet olmasından, mevlitlere, yarışmalara, makam ve güzel seslere alet olmasından kurtarmaya çalışalım. Ve Kur'an'ın bir hayat nizamı olduğunu bütün dünyaya yaşayışlarımız ile ilan edelim, ve böylece ile birlikte yaşamanın hazzını ve feyzini tadalım.
    "İşittik ve itaat ettik." (Bakara suresi: 285)
    "Ey iman edenler. 'a ve Resulüne itaat edin. İşittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin" (Enfâl Suresi: 20)
    "(Bazı insanlar) "'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik" diyorlar, ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir." (Nur suresi: 47)
    Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün:
    -Eyvah bize. Keşke 'a itaat etseydik, peygambere de itaat etseydik, derler.
    -Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler.
    -Rabbimiz. Onlara iki kat azâb ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzâb suresi: 66-67-68)
    "Ve, şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık' diye ilave ederler." (Mülk suresi: 10)

    HERKESE NASİP ETSİN

    MANA

    Photobucket

       

     

    2rz6fs4....çıtkırıldım_81....2rz6fs4

    Bugün aşk gri… Bugün aşk kirli… Aşk, gün be gün yaralanıyor… Kim bilir, belki de aşk, en çok bu günlerde ölüyor…
    Photobucket

    EN GÜZEL ŞEY BESMELE

     
     
    Ne Güzel Şey Besmele
    Ne güzel şey besmele, Verelim gel el ele,
    Kesilsin bu velvele, İlerle güle güle;
    Es Selamu Aleyküm
    Nefs nedir..?
    B_ismillah
    Bir hadisle basliyalim... Rabbina arif olan nefsine Arif Olur ( Hadis )
    yani nefsini bilen rabbini bilir....evet dostlarim idrak etmeye calisin...
    Nefsin ne oldugunu iyi idrak etmek gerek

    yoksa kabirde gelen sorulari cevaplasaniz sadece lafzinda kalirsiniz
    misal rabbin kim ? Nebiyn kim ? Kitabin ne ? bu Üc sorudan baska soru sorulmaz arastirin hadislerde gecer..
    evet devam edelim nefs nedir....=? Tasavvufa göre nefs insanin Öz B-enligidir yani Nefs demek B-en demektir
    insan ancak kendini terbiye eder. Buda Dua, zikir, Oruc, Namaz, vs.bunlar birer aractir rabbini tanimak icin,
    Rabb demek tasavvufa göre Esmaül Hüsnanin toplam adina Rabb denir.....( yani 99 ilahi isimlere )
    bu isimleri asikar etmek amacimiz (yani zikir etmekle mümkün Olur) kullugumuzu yerine hakki ile getirmekle mümkün olur
    sen ne zaman ben bu isi böyle yaptim yapiyorum vs dedigin an senin nefsindir (yani B-enligin )
    Sen ve Nefs diye iki ayri kavram yok sedece tek olan öz B_enligin var.
    nesfini arindiran kurtuldu misal... yani cennet dedigimiz yasam boyutuna gecti (her sey aslina dönecek diyor ayet)
    sen önce aslina dönki gercek B-enligini idrak etki nesfinin ne oldugunu fark et ondan sonra rabbini yasa
    rabbini yasamayan kuru bilgide kalir ( yani Alemlerin rabbi olan ALLAHi taniyamaz )
    amac önce nefs sonra Rabb ondan sonra Alemlerin rabbi ALLAH, imanimiz Alemlerin rabbina olmali ( ALLAHa )
    sen önce nefsinin hakikatini bilmen gerekli ben sunu biliyorum dersin ( yok sen bir sey bilmiyorsun kuru bilgide kaliyorsun )
    sen kendi gücünü gördükce Nefsini taniyamazsin sana ayit bir özellik yokki kendi gücün olsun ( ALLAH kadirdir )
    ALLAHin indinde bir HIC oldugunu fark et yani ilmi süretlerden baska bir sey degiliz. Demekki sen ve ben dedigimiz
    tek bir yapi yani Nefs diyen O olur

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Besmeleyi çekeriz, Yetmiş bine yeteriz,
    Beraber zikrederiz, Hakk'a doğru gideriz.

    Besmele ile başla, Sessiz ol ve yavaşla,
    Öne eğik bir başla, Gözlerin dolsun yaşla.

    Gönülleri doldurur, Meyveleri oldurur,
    Düşmanları soldurur, Melekler şöyle durur.


    Hakk'ı zikir olunca, Peygamber'in yolunca,
    Yollar boylu boyunca, Allah kalbe dolunca.

    Besmele Allah adı, Odur dilimin tadı,
    Başka çarem kalmadı, Bırakmam hiç evradı.

    Herkes kulak kesilsin, Kalpten paslar silinsin,
    Şarktan garbe bilinsin, Zikrullaha gelinsin.

    Şeytan kaçarak gider, Zakirler hep "hu, hu" der,
    Bu silah sana yeter, Lutfeyle himmeti ver.

    Melekler arştan gelir, Herkese selam verir,
    Zikirde canlar erir, Cansız ağaç yeşerir.

    Besmele kula ihsan, Hem şereftir hem de şan,
    Kesilmeden hiç lisan, Hakikat bulur insan.

    Hem kalpleri parlatır, Güldürür ve ağlatır,
    Ruhları nur donatır, Anlamayan ahmaktır.

    Paslı yürek anlamaz, Doğru yolu bulamaz,
    Zakir yolda kalamaz, Zikri geri atamaz.
     
    SELAM VE DUA İLE ALLAHA EMANET OLUN SELAMETLE KALIN İNŞALLAH

    DOSTLUK

    Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir. "Hz Mevlana (ks)
     
     

    Günaydınım.. Günümü aydın edenim..Gözlerimi açınca SEN varsın yanı başımda

    SEN'inle uyanmak ne güzel.. karanlıklardan..
    Yüzümde şükre vesile bir tebessüm olur,
    SEN'inle başlayan her günün sabahında
    Yüreğimi teslim ettiğim..
     yüreğimin sahibi..

    Kalbimi SEN'den başkasına bırakmadın bu sabahta..
    Kalbim SEN'inle dolu yine
    Adın yüreğimde uyanmak ve adın ile inşirah bulmak
    Beni hayata bağlayan SEN'in Sevdan..
    Bana hayatı veren SEN'sin..

    Hayatım SEN'in..
    Her zerre gibi bende SEN'inim..
    Kalbim SEN'i anar..
    andıkça Sevdan ile yanar..

    SEN ol demeseydin olmazdım
    Varettin varlığına aşikar eyledin
    Sebeb-i varlığımı emir buyurduğun nimetlerle güzelleştirdin
    SEN ki kulluğa layık gördün beni, emrin başım üstüne..!
    SEN ki gel dedin bana.. gelmem mi..

    SEN ki lutfeyledin.. bilmem mi..
    Ben ki misafirinim bu dünya da, sahiplenmekten çekinmem mi..
    SEN ki beni önemseyen, kendine kul eyleyen,
    SEN ki yalvarışımı yakarışımı duymak isteyen RABBUL ALEMİN
    Ben ki lutfunla can bulan bir nefes,
    Ben ki aczim ile şükrümle el açan kulunum!

    Ellerim hep açık istemekte,
    Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..!
    Kalbim SEN'i anar..

    Varedişinle var olan bedenimi tarifsiz bir huzur kaplar..
    ;Rüzgar esmeyince dal sallanmaz, demeyince kalp uyanmazmışKalbim uyanır adını andıkça
    Anmayan kalbin hali ne olur zifiri karanlıklarda
    SEN'inle uyanır kalbler, SEN'inle diri kalır bu bedenler..

    SEN'inle kurtulur karanlıkların kuytusundan..
    Anmazsam karanlık Anmazsam SEN'den uzakta zülumdur dünya bana..
    Karanlıkların kuytusunda bırakma Ya RABBİMMM
    SEN'sizlik zindanında mahkum etme bizleri..
    Adını anmayan kalbi neyleyim..

    Bu yürek emanet bu bedene, SEN'den gayrısını doldurursa içine, emaneti nasıl teslim edeyim..

    Kalbimi SEN'in ile atmaya..
     SEN'inle can bulup, Sana koşmaya aşikar eyle bedenimi..
    Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..
    Kalbime her daim adını andır..
     her daim aşkın ile yandır..
    Ya Rabbimmm

    SLM VE DUA İLE HAYIRLI GÜNLER BALIMM

    "Her insanın evveli suretten ibarettir. Ondan sonra can gelir ki can, manevi güzellik, ahlak güzelliğidir. Her meyvenin evveli suretten başka nedir ki? Ondan sonra lezzet gelir ki lezzet, meyvenin manasıdır."
    (Mesnevi III, 527)
    Dua ve muhabbetle kardeşim Allaha emanet İNŞ

    HAYAT

    Her büyük sevginin ve sevgilinin bile üç paraya satıldığı bu günde, siz parayla asla satın alınamayan ve daim olan sevgiyi arayın. O sevgi ki onu bulanlar ebediyen kaybolmayan sevgiye ve aşk'a kavuştular. Onu uzakta aramayın, gönlünüze/kalbinize bakın göreceksiniz ki o sevgi : "ALLAH C.C. ve Râsulü'nün SAV sevgisidir"                                                     SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL

    SEVGİ

    Bir sevgi  gülü savur sevdiklerine,
    size onlardan gülücükler getirsin ..
    öyle içten öyle samimi ol ki ..
    göz yaşlarını bile tebessüme çevirsin.
    fatina2

    KURANI MIZI ANLAMAK


    Allah İle Birlikte Yaşamak 

        Yaratan ile yaratılan. Biri Halik, diğeri mahluk. Mahlûk olanların içinden Allah'a söz verenler kul, diğerleri yine mahlûk. Allah'a vermiş olduğu sözü tutup, emerlerini Onu görüyormuş gibi yaşayanlar sâlih kul. Bütün peygamberlerin müşterek hususiyeti: Sâlih kullar olması...
        Allah ile kul arasında sıkı bir bağ. Ruhundan üfurmesi. Ona müslüman ismini vermesi, ölürken de müslümanca can vermenin yolunu bildirmesi. Bütün bunlar Allah ile kulu arasında cereyan eden hikmetli, müjdeli, ibretli şeylerdir.
        Allah (c c) kulu ile devamlı irtibatlı olmasını istediğinden Kur'an'ı indirmiştir. Böylece şu şaşmaz ölçü ortaya kokuştur: Kur'an ile birlikte hayat; Allah ile birlikte yaşamakur.
        Allah ile birlikte yaşayan bir kulun, sının aşması düşünülemez. Yeter ki o Kur'an ile birlikte bir hayati benimsemiş bulunsun.
        Eğer kul Kur'an'ı hayatından uzaklaştırırsa, bunun sonucu olarak kendisi de hayattan uzaklaşmış olur. Hayattan
    uzaklaşmak demek, iman ve cihattan uzaklaşmak demektir. İman ve cihaddan uzaklaşanlar ise kulluk makamından düşer, mahlûk olur ve dört ayaklı hayvanlar ile birlikte aynı kefeye konur.
        Kur'an ile birlikte olacak hayatı kazanmak her kulun vazifesidir. Ancak:
        -İlim ehli, Kur'an'dan, yaşanan pratik bir hayat nizamı çıkaracaklarına, onun yalnız dil ve üslub özellikleri üzerinde durdular.
        -Kur'anın tilavetine önem verenler, tecvid ve makamı güzel ses ve gramerini gördüler, fakat bir türlü onun hayatinin içine giremediler. Hafız oldular amma Kur'an'ın hayatını muhafaza edemediler. İstisnalar mevzu dışı.
        -Bir takım müfessirler Kur'an'ı metin çözümlemesi için malzeme olarak kullandılar. İlmi tarafını ortaya koyalım derken, ona yaklaşmaya cesaret bulanların cesaretini kırdılar.
        -Fâkihlerimizden bazıları ise, Kur'an'ın hayata uygulanması için bildiğimiz fıkhı, teferruata boğdular ve teferruat içinde kaybolup gittiler. Halbuki Kur'an, müslümana bir hayat tarzı sunmuştur. Fakat müslümanların çoğu ne Kur'an'ı anlayabilmişler, ne de Kur'an'ın takdim ettiği hayat tarzını.
        Kur'an'ı anlamak, onun canlı bir tercümanı olması gereken gerçek müslümanı anlamaktır.
        Kur'an'ı anlamak, bugünkü müslümanlar ile gerçek müslümanlar arasındaki farkı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, hayati anlamaktır. Kur'an hayatı ile birlikte olmayanların, Allah ile birlikte yaşamaları çok zordur. Bu zoru aşmak, Kur'an'ı anlama ile ilgili bir hadisedir.
        Acaba onu anlamak için arapçayı bilmek mi gerekir? Arapça bilmeyenler Kur'an'ı anlayamadan mı öleceklerdir?
        Nice nice ümmî mürşidler, dervişler, şairler gelmiş geçmiş. Bunların çoğunun arapçayı bilmediklerini biliyoruz. Öyle ise Kur'anı anlamanın bir başka yolu mu vardır?
        Kur'an her yönü ile bir mucizedir. Anlaşılması yönü ile de bir mucizedir. Kur'an'a âlim de yaklaşsa, câhil de yaklaşsa mutlaka bir şeyler alır. Kur'an bu açıdan da mucizedir. Avam dediğimiz kesimin anlayamayacağı şeyler, umumiyetle ahkam ile alakalı bazı mes'elelerdir. Ya diğer bölümler?
        Tam yeri gelmişken, bu satırları okuyan kadın-erkek, genç ihtiyar hepsinin Kur'an'ı anlamaları için pratik bazı tavsiyelerde bulunacağız. Bu tavsiyelere uyarsak, inşaallah kendimizi o hayatın içinde bulacak ve böylece Allah ile birlikte yaşamaya başlayacağız:
        1. Kur'an okumadan önce şöyle düşüneceğiz: Kur'an sanki bize bugün iniyor muş. Bütün dikkatimizi bu yöne toplayacağız.
        2. Okuduğumuz Kur'an'ın, bütün mes'elelerimize çözüm getireceğine inanarak okuyacağız. Demokrat bir kafa ile Kur'an'ı defalarca okusak, faydasını göremeyiz.
        3. Önümüzde duran Kur'an'ın, yegane bir hayat nizamı olduğuna iman edeceğiz. Bu hayat nizamının, tüm sistemlerin üstünde olması gerektiğine inanacağız.
        4. Mizan başındaki hesaplaşmada, ancak Kur'an'dan hesaba çekileceğimize yakinen inanacağız. Kur'an'ın dışında olan şeyler, ancak Kur'an'ı yaşamak için bir takviyedir. Yani sorular-sualler Kur'an'dan çıkacaktır, başka şeylerden değil.
        5. Kur'an'ın emirleri dairesinde kalmanın ve o emirleri yaşamanın, Allah ile birlikte bir yaşama olduğuna da inanacağız.
        Yukarıda beş madde olarak sıraladığımız şartlar, her müs-lüman kulun hakkından gelebileceği sarflardır. Ve bu şartların içinde Arapçayı bilmek diye bir şart yoktur. Fakat onu bilmek, arapçaya vakıf olmak İslamın ilmine vakıf olmaktır. Bunu da hesaba katacağız.
        Sözün özü şudur: Kur'an'ın okunmamasını tavsiye edenler, koyu bir cehaletin içindedirler. Kur'an'sız bir hayatın, meşru bir hayat olamayacağını bilmek, her müslüman kulun vazifesidir. Müslümanların dünya ve âhiret ile alakalı her şey Kur'an'da mevcuttur.
        Buyurunuz, onu kabirlere alet olmasından, mevlitlere, yarışmalara, makam ve güzel seslere alet olmasından kurtarmaya çalışalım. Ve Kur'an'ın bir hayat nizamı olduğunu bütün dünyaya yaşayışlarımız ile ilan edelim, ve böylece Allah ile birlikte yaşamanın hazzını ve feyzini tadalım.
        "İşittik ve itaat ettik." (Bakara suresi: 285)
        "Ey iman edenler. Allah'a ve Resulüne itaat edin. İşittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin" (Enfâl Suresi: 20)
        "(Bazı insanlar) "Allah'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik" diyorlar, ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir." (Nur suresi: 47)
        Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün:
        -Eyvah bize. Keşke Allah'a itaat etseydik, peygambere de itaat etseydik, derler.
        -Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler.
        -Rabbimiz. Onlara iki kat azâb ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzâb suresi: 66-67-68)
        "Ve, şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık' diye ilave ederler." (Mülk suresi: 10)

    ALLAH HERKESE NASİP ETSİN

    BİR FİNCAN CAY GİBİ ÖMÜR

    Bir Fincan Çay Gibi Ömür…


    Bir Bardak Çay Gibi Ömür…

    Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…

    Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…
    Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda…

    Göz, Dil Ve Gönül…

     Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç…

    Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan…

    Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek…

    Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi

    İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı…

    Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı…

    Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor,

    İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…
    Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan,

    Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi,

     Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi,

     Hızlı Adımlarla Çıkan Ve

    Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi…
    Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum… Asım’ın Nesliyiz Acıların İçinde…

     Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün…

    Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle…

    Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu… Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç,

    Yoldaş Olan Kefenle Nefis, Peşime Düşen Sessiz Gölgeler…

     Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda…

    Öldü Dersiniz…

     Ölümü Hak Edecek Yeterlilikte De Değilim Ama Medet Bekleyecek Tek Bir Kabı, Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…
    Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı Yaşanmış An'ın Yaşanmamış Saati Susuz Bahçenin Solmuş Gülü…

    Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta…

    Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et… Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…
    Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir ...

    Değerini Bilmek Gerekir Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin,

    Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin…

    Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek…

    Yok, Öyle Yağma…

    Kalbini Açık Tutacaksın Hayata…

     Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç…

    Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden…
    Palyaçolara Özendim… Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum…

     Metafizik Âlemde Takılıyor, Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum…

     Saniyeler Var Patlamaya… İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım…

    Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar…

    Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…
    Bir Bardak Çay Gibi Ömür…

    Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…

    Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…

    ESSELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI BEREKETLİ GÜNLER BALIMMMKırmızı gülKırmızı kalpKırmızı gül

    İNSAN BİR KUŞ GİBİ

     

    damlalar_by_elfrak.png

    ALLAHım !

    Kanadı kırık bir kuş gibiyim.
    Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.
    Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.
    Yardan da, serden de geçemiyorum.
    Menzile erememe korkusu sardı benliğimi
    Kolum kırık, kanadım kırık, gönlüm bin pare!

    Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi !
    Ey gariplerin yegane melcei, umudu, sığınağı!
    Ey gözyaşları silen, huzurun yegane kaynağı!
    Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!
    Mazlumun sahibi, yetimin Hâkimi Sensin!
    Yoktur Sana asla bir zorluk,

    En güzel olan Sensin,
    En güçlü olan Sensin,
    En bağışlayıcı olan Sensin,
    Sen Sultansın, sen Ğafursun, Sen Rahimsin.

    En merhametli olan Sen, kullarına affı geniş olan yine Sensin,
    Senin adın anılınca, içime doğar bir ümit güneş gibi,
    Adın anılınca unutulur dertler, kederler, yeşerir hep ümitler.
    Bir his gelir içime “Günahları Senden başka kim bağışlar?”
    Zerresinden kürrsesine âyândır Sana herşey,

    Sen en çok sevilesi, sen yegane bilinesi olansın.
    Sen seversen ancak bizler sevebiliriz
    Sen ne istetirsen ancak onu bizler ister, istetmezsen şaşırır kalırız.
    Senden başkasına secde etmeyiz biz, Sana asla şerik koşmayız.
    Varlığım Senin varlığının şahidi
    Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!

    ALLAHım !
    Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.
    Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya ALLAH deriz.
    Şeytandan SANA sığınır Eûzu Billah deriz.
    Her işe Seninle başlar Bismillah deriz.
    Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.
    Versende aslanda Elhamdülillah deriz.
    Hayran kaldığımızda maşALLAH,
    Pişman olduğumuz da Estağfirullah deriz.
    Sevindiğimizde ALLAHuekber,
    Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.
    Canımız sıkıldığında fe-subhanALLAH ,
    Zafer kazandığımızda nasrun minALLAH,
    Rızık kazandığımızda er-rizku alALLAH deriz.
    Bir işi arzu ettiğimizde inşALLAH,
    Bir işi başardığımızda biiznillah deriz.
    Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,
    Söz verdiğimizde vALLAH ve billah deriz.

    ALLAHım !
    Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!
    Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana !
    Bir lahza dahi bana bırakma beni!
    Sen bana yetersin, yetmem ben bana.
    Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!
    Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen
    Gönlüme huzur, gözlerime nur, dizime derman ver!
    Sen OL deyince olur, olmaz OL demezsen.
    Canana can, cana canan , kalbe ferman ver!
    Al işte ellerim, uzattım sana!
    Ne olur, ne olur bırakma beni bana !
    Sen bana yetersin, yetmem ben bana !

    Şu dünyada nicelerinin gözleri yaşlı, gönülleri kırık,
    Niceleri kaldı biçare, yardımım dokunamıyor onlar neçare!
    Elimi uzatacak dermanım da yoktur onlara,
    Senden diliyoruz, Senden istiyoruz, herşeyi SENDE biliyoruz.
    İzzet ver müminlere, şeref ver hepimize,
    Eğdirme boynumuzu küffar karşısında,
    Senden başkasına muhtaç kılma bizleri.

    ALLAHım, ellerimizi bırakma!
    Yöneldik Sana emrinle, boş çevirme,
    Huzuruna gelen bu acizlerin yürekleri Sen geniş eyle.
    Mahzun kılma boynumuzu, kaplerimizde hüzünleri Sen dağıt,
    Sevindir garipleri, mazlumları, öksüzleri, yetimleri, dulları
    Sana yönlendir hakkıyla, bütün kulları
    Ümidimiz değildir dünya, ebedi saadet yurdudur
    İsteğimiz en büyük mükâfat Cemal-i Nûr’undur.

    ALLAHım !
    Bırakma bizi….
    Sev bizi, sevdir bizi….

    ALLAHım !

    TEŞEKKÜR EDERİM

    ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER

     

     

       

    AŞK NEDİR

    aşk nedir?




    Âşk Nedir?

    Gizem dolu bahçede, güzel olan bir kuş var… Gül kırmızı… Kırmızı gülün aşkı…
    Benim aşığı olduğum âlemde ise, kırmızı gülden daha güzel kokulu gül var.
    Sufî Gülü: Bütün güllerden daha güzeldir…
    Servi aşkıdır o…
    Aşk; ısınmadır, orada erime var.
    Aşk, istektir. Orada kelimeye geçit vermiyorlar…
    Ne mutlu ’e! Allah’ın nezdinde ağladı ve dedi ki:
    “Senin kelimelerin, vahiy ayetlerin, yeşil Kur’ân’ın kalbime yetmiyor. Beni bir bineğe bindir, yolculuğuna götür, göster?…”
    “Bu kelimeler perdesinin arkasında, görüşme hasretiyle ölüyorum…”
    “Bu Arapların, bedevîlerin, ateşli ve susuz çöllerin insanlarının sözlerinin ağır yükünü çekemiyorum. Bana yardım et, beni götür…”
    Allah, yıldızlı bir gece yarısı Habib’ini şevk refrefine bindirdi. Kâbe’den Mescid-i Aksa’ya götürdü. Sonra yukarı çağırdı, kendi özel halvetine gitti; gitti gökler, tabakalar ve yeşil nur, mor nur, menekşe renkli nur ve huzura erişme nişanesi!
    Ah! Ne kadar korkunç ve ağır! Kalbimi sıkıyor, sinemi boğuyor…
    Cebrail, “Yanarım” deyip gidemiyor…
    Ne kadar gerçek, ne kadar güzel destanlar!…
    Ne kadar güzel bir dinim var!… Ne kadar nazlı, zarif, güzel bir İslâm!
    Bu fasit, bozuk ve şaşı gören kâfirler ne anlarlar?!
    Benim her zaman bir ayağım bu dünyada, bir ayağım diğer dünyadadır. Bazen burada, bazen orada.
    Hayır, her zaman oradayım…
    Ama her zaman için burada kalmayacağımı biliyorum.
    Oraya gidince de, bu âleme gizli olan sonsuz gayb ülkesine gidiyorum.
    Orada hiçbir şey yok. Hiç kimse yok. Toz, toprak, çamur belli değil…
    İnsanların şekilleri, belirtileri, görüntüleri yok. Hiçbir küstah kahkaha, çirkin bakış, kokulu geğirmeler, korkunç esnemeler, ensesi kalın bedenler, develer, çakallar, kurtlar, tilkiler, yük taşıyan öküzler, uydum kalabalığa koyunlar, artık her şey hiç… Dünya bitmiş.
    Bir ben varım, bir de mavi gökler ve odam?…
    Sabah, penceremin dibinden içeri girip beni görülmeyen ebedî sahillerine götürmek istiyor…
    Şakacı, oyuncu ve tatlı meltem ile beraber…
    Ne güzel bir yolculuk!
    Ve sen…
    Nerdesin? Benim gecelerdeki yolculuklarımın yoldaşı!…
    Ey hatırası şevkimin refrefi olan ve her sabah beni Allah’ın melekut dergâhına kadar götüren miracım!
    Nerdesin?…
    Ey hikmetin kaynayan pınarı!
    Ey irfanın yanan güneşi!…
    Ey ümidin şefkatli mehtabı!…
    Ey iman!
    Ey aşk!…
    Neden hırsızlık, haset, namertçe komplolar kötü olmuyor da, iman ve aşk kötü oluyor?…
    Neden para, mide, şehvetperestlik, çirkin zevkler, uşaklık, korkaklık ve diğerleri kötü olmuyor da, iman kötü oluyor?
    Neden aşk ve tapınma suç oluyor, neden?
    Bu akıllı ve aşka susamış genç nesilleri bu imandan mahrum etmek istiyorlar, neden?…
    İlim ve akıl sahibi insanların aşka yabancı olmasını, tapınmaktan vazgeçmesini istiyorlar, neden?…
    Aşksız ilim, tapınmasız akıl, imansız bir gençlik…
    Aşksız genç, tapınmadan mahrum nesil…
    İmansız, mesuliyetsiz ve hedefsiz ilim ve akıl…
    Nedir yapılmak istenen?…
    Eyvah! Dertsiz olan âlim, tapınmaktan uzak bilginin düşünceleri, iman olmayan genç nesil…
    Ne kadar korkunç ve ne kadar uğursuz, ümitsiz ve soğuk bir bahar!…
    Ne kadar acı ve dert verici!…
    Allah’ı tanımayan dertsiz ve hissî yetkiler, ilâhî yaratılış sahibi olan genç nesilleri zincirlere vurmak, uçmaması için toprağa bağlamak istiyorlar.
    Ruhları kendilerine cezp eden o âleme ayak basmasınlar, cennetlere girmesinler diye ayaklarına pranga vuruyorlar ki kaçamasınlar…
    Mihraptan mumu kaldırmak, kelebeği mumdan uzaklaştırmak, kitapları defterler içinde kurutmak isti-yorlar.
    Özgürlüğü kafese koymak (zindan), kalpleri tabiat ötesine olan aşktan uzaklaştırmak, kısacası içini şehvet, menfaat, haset, zilletle doldurup, düşüncelerini uçmaktan alı koymak, göklerden indirmek; aşşağılık pazara, dükkanlara sokmak, ticaret komisyoncuları kılmak istiyorlar.
    İnsanı düşünen hayvan yapmak, onu değiştirmek, şehri vebalı kılmak, hayatı bir kusuntu hâline getirmek ve sonuçta varlığı hayalî lafızlar hâline getirmek istiyorlar.
    Kanaati de, teslimiyeti de ters yüz ettiler ki nesillerimiz geldikleri acı sonu görmesinler…
    Hâlbuki eski insanların kanadı çok güzeldi: “Bedenin ihtiyaç duyduklarından azıyla yetinir, ruhun ve kalp gözünün ihtiyaçlarında ise kanadı terk ederlerdi…”
    Günümüz insanını ise, toprağı altın yapmanın derdine düşürmüşler…
    Oysa eski insanlar topraktan, ruhu altına çevirmenin derdine düşşlerdi.
    Allah; imanım, takvam, dertlerim, sadakatim, gece yarısı dualarım sebebiyle bana koruyucu bir ruh verdi…
    Niye vermesin ki? O isterse, kim engel olabilir ki? O değil mi beni yolcu yapan, miraca götüren ve geceler veren? Ki ne geceler içinde ne çırpıntılar, ne endişeler, ne arzular, ne mehtaplar, ne tahtlar, ne denizler, ne çöller, ne zirveler, ne ateşler, ne kelimeler ve daha neler ve neler…
    Ne zamana kadar?… O isterse, ebede kadar…
    O Allah değil mi İskender’e hayat suyu, Âdem’e Havva, İbrahim’e Zemzem, Musa’ya asa, İsa’ya İncil, ’e Kur’ân, Ali’ye güzel hurmalıklar, yalnıza arkadaş, garibe vatan, nehre deniz, muma kelebek, Mecnun’a Leyla, susuza su veren?…
    O isterse verir, hem de hesapsız…
    Keşke bana da bir gece verse!…
    Allah: “O bir gece, bin aya bedel bir gece.” demiş.
    Keşke o geceyi kıyamet sabahı bana verseydi de, hikâyemi ona başım eğik anlatmazdım!…

    ÖGREN DİM

    ÖĞRENDİM

     
    İnsanları ne kadar düşünürsen düşün,
    Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim.

    Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini,
    Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.

    Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil,
    Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.

    İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini,
    Ondan sonra alışıldığını öğrendim.

    Kendimi karşılaştırmak için, başkalarının en iyi yaptıklarını değil,
    Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim.

    İnsanlar için olayların değil,
    Onların daha önemli olduklarını öğrendim.

    Her ne kadar ince kesersen kes,
    Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim.

    Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini,
    Belki bu son defa, son görüşün olabileceğini öğrendim.

    Her ne kadar onu çok düşünsen de,
    Yine de gidebileceğini öğrendim.

    Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun,
    Yapanlar olduğunu öğrendim.

    İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini,
    Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim.

    Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile,
    Asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim.

    Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın,
    Aramızda uzak mesafeler olsa bile, büyüdüğünü öğrendim.

    Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi,
    Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.

    Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini
    Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.

    Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.
    Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.

    Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun,
    Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim.

    Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini,
    Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.

    İki kişinin tartışmasının,
    Birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim.
    Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini.

    Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.

    İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile
    Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim.

    Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin,
    Sonuçları önemsemediklerini öğrendim.

    Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin,
    Hayatını, birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.

    Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında,
    Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.

    Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim.

    En fazla önemsediğim kişilerin,
    Benden hep uzaklaştırıldığını öğrendim.

    İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin
    Çok zor olduğunu öğrendim.

    Sevmeyi, ve sevilmeyi öğrendim...

    VE KALBİMİ ASIL ACITANIN
    YİNE KENDİM OLDUĞUNU ÖĞRENDİM

    İNSAN

    İNSAN!

     Kardelen®http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/  

    İNSAN

    * insan eğerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu
    miktarı çok bulur ama 10 milyon ile mağazadan birşey
    almaya gitse alacak birşey bulamaz...

    * insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamanı çok
    bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik
    zaman onun için hemen geçiverir...

    * bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna
    gider ama Cuma namazında hutbenin birkaç dk uzaması
    hiç de hoşuna gitmez...

    * insan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve
    kabullenir ama kesin doğru olduğunu bildiği birşeyi
    inat ederek hemen kabullenmez...

    * insan modayı her an takip eder ama
    Peygamberimiz (s.a.v) sünnetini bilmez veya
    bilsede uygulamaz... 

    *insan camide bir saat ibadet ederek vakit
    geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama
    bilgisayar başındayken zaman onun için çabucak geçer...

    * insan namaz kılarken,ibadet esnasında dünyevi
    konuları düşünmeyi sever ama normalde manevi şeyleri
    düşünmekten kaçınır...

    * insana bir sureyi veya surenin anlamını okumak
    zor gelir ama bir romanı okumak onun için kolaydır...

    * insan konserde ilk sıralarda olmak için çaba
    sarfeder ama camide ilk sıralarda olmak için çaba
    sarfetmez. Aksine namazın sonunda hemen çıkıp gideyim
    diye son sıralarda olmak ister...

    * bir ayet yada hadis ezberlemek insanın zoruna
    gider ama müzik listesi top 10da olan şarkıların
    hepsini ezbere bilir...

    * insan İslami konuları dinlemeyi ve anlatmayı
    zor bulur ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever...

    insan CENNET'e gitmeyi ister ama hiçbir şey yapmadan...

    Sizce de ilginç, değil mi?

    ŞEYTAN DAN TADLI SÖZLER

    ŞEYTAN'DAN TATLI SÖZLER

     

    1-BIR DEFAYLA BIR SEY OLMAZ


    2-DAHA GENCIZ.


    3-ALLAH (C.C) KALP TEMIZLIGINE BAKAR.


    4-ALLAH (C.C.) ILE KUL ARASINA GIRILMEZ.


    5-EMEKLI OLDUKTAN SONRA.


    6-ZAMAN SIZE DEGIL SIZ ZAMANA UYUN.


    7-BIR SEY OLMAZ ALLAH(C.C) AFFEDER.


    8-BU KADAR GUNAHTAN SONRA BIRAZ ZOR AFFEDILIRSIN.


    9-FAZLA DUSUNNME KAFAYI YERSIN.


    10-CEHENDEMDE BİR SURE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GIRMEYECEKMIYIZ. (Sanki kibrit copunun atesine dayana biliyormus gibi)


    11-BIZ BUYUKLERIMIZDEN BOYLE GORDUK.


    12-AMAN HA DIKKAT BEYNINIZI YIKAMASINL

    AR…

    KALP BOZUKLUGU

    KALP BOZUKLUĞUNUN ALAMETLERİ

     

     

    Kalb bozuk luğunun alâmetleri .Evliyanın büyüklerinden Hasen-i Basrî hazretleri buyurdu ki: “Kalbin bozulması altı şeyden dolayıdır:
    1- Allahü teâlânın rahmetini umarak, tövbeyi terk etmek,
    2- İlmi ile amel etmemek,
    3- Amelinde ihlâs sahibi olmamak,
    4-Allahü teâlânın ihsân buyurduğu rızkı yiyip, şükür etmemek,
    5- Allahü teâlânın taksimine râzı olmamak,
    6- Vefât edenleri kabirlerine defnedip, onlardan ibret almamak. Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki: “Kabir, âhiret konaklarının ilkidir. Ondan kurtulana, ondan sonrası daha hafif ve kolay, ondan kurtulamayana, ondan sonrası daha zor ve çetindir.
    Yine buyurdu ki: “Kim dünyâyı ister ve onu âhirete tercih ederse, Allahü teâlâ onu altı şeyle cezalandırır. Bunların üçü dünyâya, üçü âhirete âittir. Dünyâya âit olan üç ceza şunlardır:
    1- Sonu gelmeyen emel sahibi olmak,
    2- Kanâat sahibi olmamak,
    3- İbâdetin tad ve lezzetini duymamak.
    Âhiretteki üç ceza ise şunlardır:
    1- Kıyâmet gününün korkuları,
    2- Şiddetli hesap,
    3- Uzun süren üzüntü.
    Hz. Ömer bin Hattâb buyurdu ki: “Boş sözü terk edene hikmet, boşuna ve fuzûli bakışı terk edene kalbin huşû’u verilir. Fazla yemeği terk edene, ibâdetin tadı; boş yere gülmeyi terk edene, heybet; mizahı terk edene güzel heybet; dünyâ sevgisini terk edene, âhiret sevgisi; başkasının ayıpları ile uğraşmayı terk edene, kendi nefsinin ayıplarını ıslâh etmek ihsân edilir.”
    Hz. Osman bin Affân buyurdu ki: “Âriflerin alâmetlerinden bazıları şunlardır: Ârifin kalbinde korku ve ümid beraberdir. Dili dâima Allahü teâlâyı hamd ve sena ile meşgûldür. Gözleri hayâ ve ağlama ile doludur. İrâdesi, kendi isteklerini terk edip, Allahü teâlânın rızâsını gözetmekle meşgûldür