ismail hakkı's profileismail hakkı adlı kullan...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
February 25 SLM![]() ALLAH’A ŞÜKRETMEK
Şükür, Kuran’da üzerinde en çok durulan konulardan biridir. Yetmişe yakın ayette şükretmenin öneminden bahsedilir, müminlere şükretmeleri hatırlatılır, şükredenlerin ve şükretmeyenlerin örnekleri verilir, dünyadaki ve ahiretteki durumları bildirilir. Şükür, imanın ve tevhid inancının en büyük göstergelerinden biridir. Bir ayette şükretmek, “yalnızca Allah’a kulluk etme”nin şartı olarak belirtilir: "Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin." (Bakara Suresi, 172) Şeytan kibir, haset ve kıskançlığı yüzünden kıyamete kadar tüm yaşamını, insanları saptırmaya adamıştır. Şeytanın en önemli özelliklerinden biri, insanları şükürden uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Şeytanın ana hedeflerinden birinin insanları şükürden alıkoymak olduğu dikkate alındığında, şükretmeyen bir kimsenin nasıl büyük bir gaflet içinde olduğu daha iyi anlaşılabilir. Bazı kimseler şükretmek için kendilerine çok büyük, çok özel bir nimetin gelmesini, ya da çok büyük bir sorunlarının çözülmesini beklerler. Oysa biraz dikkat edildiğinde, insanın her anının nimet içinde geçtiği görülür. Hayatı, sağlığı, aklı, şuuru, beş duyusu, nefes aldığı hava ve bunlara benzer sayısız nimet kendisine her an kesintisiz bir şekilde sunulmaktadır. Bu nimetlerin ise her biri ayrı ayrı şükretmeyi gerektirir. Allah’ı anmada ve derin düşünmede, eksik olan kimseler çoğunlukla gaflet içinde oldukları için, bu nimetlerin değerini onlara sahipken bilmez, bunların şükrünü yapmaz; ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerlerini anlar, yaptıklarının sonucuyla o zaman karşılaşırlar. Kuran'da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör." (İnsan Suresi, 2-3) Şükür hem Rabbimizin emri olan büyük bir ibadettir, hem de insanı “azgınlaşmaktan” koruyan bir kalkan gibidir. Çünkü insanın nefsinde, zenginlik ya da güç bulduğunda zalimleşmeye, zorbalaşmaya, vicdansızlaşmaya karşı bir eğilim vardır. Bazı insanlar zenginleşir, güzel imkanlara kavuşurlarsa, acizliklerini unutmaya ve kibirlenmeye başlayabilirler. Şükür, işte bu “azgınlaşmayı” engeller. Şükür, yalnızca Allah’a söz ile hamd etmekle değil, Rabbimiz'in verdiği tüm nimetleri Kuran ahlakını yaşamak için kullanmakla olur. Mümin, kendisine verilen her şeyi, Allah'ın rızası için kullanmakla yükümlü olduğunu bilir ve tüm yaşamı boyunca buna uygun hareket etmek için çalışır.
GÜLLER
![]() Yorumlar (363)
HAYIRLI GECELER DEGERLİ KARDEŞİM
kanadı kırık bir kuş gibiyiz. Uçsak uçamıyoruz, göçsek göçemiyoruz. Yarım bırakılmış bir düş gibiyiz. Yardan da, serden de geçemiyoruz. Menzile erememe korkusu sardı benliğimizi Kolumuz kanadımız kırık , gönlümüz bin pare! Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi ! Yaraları saran , dağılanı toplayan Sensin ! Varlığımız Senin varlığının şahidi Varlığımız Senin Rahmetinin şahidi! ALLAH'ım ! Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz. Seni sığınak, barınak, tutanak bilir Ya ALLAH deriz. Şeytandan SANA sığınır e'uzu billah deriz. Her işe Seninle başlar bismillah deriz. Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz. Versende alsanda elhamdülillah deriz. Hayran kaldığımızda maşALLAH, Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz. Sevindiğimizde ALLAHuekber, Üzüldüğümüzde inna lillah deriz. Canımız sıkıldığında fe-subhanALLAH , Zafer kazandığımızda nasrun minALLAH, Rızık kazandığımızda er-rizku 'alALLAH deriz. Bir işi arzu ettiğimizde inşALLAH, Bir işi başardığımızda biiznillah deriz. Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah, Söz verdiğimizde v'ALLAH ve billah deriz. ALLAH'ım ! Benliğimizin yaktığı ateşte yakma bizi! Bizi nefsimize kul etme, kul et nefsimizi Sana ! Bir lahza dahi bana bırakma bizi! Sen bize yetersin, yetmeyiz biz bize . Bilmediğimizi bildir, görmediğimizi göster! Sen bildirmezsen bilemeyiz, göremeyiz göstermezsen Gönlümüze huzur,gözlerimize nur, dizimize derman ver! Sen "OL" deyince olur, olmaza "OL" demezsen. Canana can, cana canan , kalbe ferman ver! Al işte ellerimizi, uzattık sana! Ne olur, ne olur bırakma bizi bize ! Sen bize yetersin , yetmeyiz biz bize ! ALLAH'ım, ellerimizi bırakma! ALLAH'ım ! Bırakma bizi Tut elimizi! ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER ![]()
KUR'AN'DA "KURTULUŞ"
Kur'an; Allah'ın buyruklarını, isteklerini yerine getirmekle ve O'nun lütfu ile sonsuz yaşamın elde edildiğini vurgular. Kurtuluşun birbirinin devamı ve daha da mükemmelleşen şartları vardır. Yüce Allah; vahiyle gelen kitap sahipleri olan Müslümanlar, Yahudiler, Sabiiler (Ayrı bir din mensubu) ve Hıristiyanlar arasında hiçbir fark gözetmeden sonsuz yaşamın yeterli şartını veriyor : Her kim ki; Allah'ın Bir olduğuna, O'ndan başka ilâh olmadığına ve ahirette hesaba çekileceğine inanır, insana hizmete ve barışa yönelik iş (salih amel) sergilerse, o insan kurtuluşa erdirilecektir. Peygamber şartı, kitap ve dini kurallar aranmadan, sonsuz yaşam için sadece 3 şart konulmuştur. 1) Allah'a İman 2) Ahirete İman 3) İnsana hizmete ve barışa yönelik iş (salih amel). Hangi ırk ve kitap bağımlısı olursa olsun, erkek veya kadın bu üç şartı yerine getirenler kurtulacaktır. Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın; Rab'binize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. (Hac 22 / 77) Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa eresiniz.(Maide 5/35) Namaz ile Allah'a ibadet edin. İnsanlar arasında hayır işleri yapın. Allah'tan korkun. O'ndan ençok korkan, Allah'ın ençok sevdiği ve sevildiği kuldur. Rab'bin yolunda O'nu memnun etmek için gayret gösterin, İlâhî Yasaları da uygulayın ki Allah'ın lütfu ile kurtuluşa eresiniz. Allah takva sahiplerini kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar. (Zümer 39 / 61) ...Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, takvaca en ileri olanınızdır... (Araf 7 / 26) Takva; korunma, sakınma, korkma demektir. Yüce Allah'ın ençok sevdiği insanlar takva sahibidir. Kurtuluşa erenler onlardır, cennet onlar için hazırlanmıştır. Kur'an, İslâmiyetin esasını “takva” kelimesinde özetlemiştir. Yunus 10/63 : « Allah'ın dostları, iman edipte takvaya sarılmış olanlardır.» şu halde Yüce Allah'ın rıza ve sevgisine ulaşmak, imandan sonra takva sıfatlarını kazanmakla mümkündür. Kur'an, takva sıfatlarını birçok ayetlerle bildirmiştir. Bu özellikleri kazanmak, nefsin terbiye yolundan başka birşey değildir. Benliğimizde bulunan yalancılık, öfke, gurur, fuhuş, sefahat, çılgın eğlenceler ve benzerleri gibi kötü niteliklerden arınmak, ancak bu ilâhî özelliklere sahip olmakla elde edilir. Takva sıfatları kazanıldıkça, benliğin kötü istek ve arzuları da yavaş yavaş kaybolmaya başlar. Kötü nitelikler, takva özellikleri kazanılmadan benliği asla terketmez. Kemal mertebesinde de tam arınıp yücelir ki, o zaman kurtuluşun en üst noktasına erişilir. Takva sahibi olmak, yaklaşık 10 ilâhi sıfatı kazanmakla mümkündür. 1) İnfak ve Sevgi. Ali İmran 3 / 134 : « Takva sahipleri, bollukta da darlıkta da infak ederler...» İnfak, sahip olunanlardan ihti- yaç sahipleri ve yoksullar için pay ayırıp vermedir. Bu vermeler hayır işlerinde daha belirginleşir. Ali İmran 3/114, 115 : « ...Hayır işlerinde yarışırca koşarlar...Allah takva sahiplerini çok iyi bilmektedir. » Hayır işi yapmak salih ameli de içerir. Salih amel, insanın hayrı ve hizmetine yönelik bütün düşünce ve faaliyetlerdir. Meryem 16 / 97 : «...Kim salih amel işlerse, muhakkak ki onu güzel bir hayat ile yaşatacağız...» Salih amel ve hayır işleri gibi insanlara faydalı hizmetleri karşılamak için, takva sahiplerinin çok çalışmak ile yükümlü olacağı şüphesizdir. İnşirah 94 / 7,8 : « İşlerinden boşaldığın zaman tekrar çalış ve yorul. Yalnız Rab'bine yönel.» Yaratılanları sevmek. Ali İmran 3 / 119 : « İşte siz iman edenler öyle kimselersiniz ki, imansız olanlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. » Takva sahiplerinin en büyük özelliği, kaynağını Yüce Yaratıcı'dan aldıkları sevgi ile dolu oluşudur. İman eden veya iman etmeyen, dost olan veya düşman tüm insanları ve bütün yaratılanları severler. Büyük tasavvuf şairi Yunus Emre'nin söylediği gibi : « Yaratandan ötürü yaratılanları severim.» 2) Namaz. Bakara 2 / 177 : «...Namazı kılar...Takva sahibi ancak onlardır.» 3) Zekât. Bakara 2 /177 : «...Zekât verir...Takva sahibi ancak onlardır.» Zekât; zenginlerin malından yoksullara verilmesi gereken bir haktır. 4) Af Edici ve Dileyici Olma. Ali İmran 3 / 134, 135 : « O takva sahipleri ki...Öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını affederler... Onlar çirkin bir iş yaptıklarında yahut özbenliklerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlar, günahları için af dilerler. Günahları Allah'tan başka kim affeder ki?...» İslâmiyet'te hoşgörülü kelimesinden ziyade ve bazen onun yerine bağışlayıcı olma kavramı kullanılmaktadır. 5) Sabır. Bakara 2 / 177 : « ...Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder... Takva sahibi ancak onlardır.» Sabır kapsamı, geniş bir alanı kaplar ve tevekkülü de içerir. Tevekkül; Allah'ı vekil etme, Allah'a dayanıp güvenme anlamındadır. Ahzab 33 / 2, 3: « Rab'binden sana ne vahyediliyorsa ona uy... Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.» 6) Oruç. Bakara 2 / 183 : « ...Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı. Ta ki takva mertebesine erebilirsiniz.» Oruç; gün boyu aç kalmanın ötesinde, benliğin arındırılması ve yoksulun halinin anlaşılmasıdır. 7) Muhsin Olma. (İyilik ve güzellik sergileme) Zariyat 51/15, 16 : « Gerçekten takva sahipleri, cennetlerde ve pınar başındadır... Doğrusu onlar, bundan önce de iyilik ve güzellik sergilemekteydiler.» 8) Ahde Vefa. Bakara 2 / 177 : «...Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir...Takva sahibi ancak onlardır.» Ahde vefa; sözünde durma, antlaşmaları yerine getirme, sözüne güvenilir olmaktır. 9) Adalet ve Dürüstlük. Maide 5 / 8 : « Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak, Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa kininiz sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur.» 10) İlim. Fatır 35 / 28 : «...Kulları içinde ancak ilim sahipleri, Allah'tan gereğince korkar.» Takva sözcüğü korunma, sakınma manasıyla birlikte korkma anlamını da taşır. Yüce Allah'a ençok korku duygusunu taşıyan, ayni zamanda O'nu ençok seven takva sahipleridir. Mücadile 58 /11 : « İman edenleri Allah yükseltir, ilim verilenleri ise kat kat dereceleri ile büyültür. » İlim sahibine alim denir. Onlar hem pozitif ilimleri ve hem de İlâhî Yasaları bilen kimselerdir. CENNETE KİMLER GİRECEK ? Yahudiler ve Hıristiyanlar cennete yalnızca kendilerinin gireceğini söylerler. Bakara 2 /111: «Yahudi yahut Hıristiyan olandan başkası cennete asla girmeyecek, “dediler”. Bu; onların hayalleri, kuruntularıdır. De ki onlara: Eğer doğru sözlü iseniz, hadi getirin kanıtınızı.» Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. Maide 5 / 18: «Yahudiler ve Hıristiyanlar dediler ki, biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: O halde niçin size günahlarınız yüzünden acı çektiriyor?...» Kitap sahipleri cennete girme hususunda ayrıca şöyle demişlerdi. Bakara 2 /135 : «Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğruya yönlendirilesiniz...» Kur'an, hiç ayırımcılık yapmadan Allah'a teslim olmayı öğütlemektedir. Bakara 2/136 : « şöyle deyin : Allah'a bize (Hz. Muhammed'e) indirilene, İbrahim'e İsmail'e, İshak'a, Yakub'a onun torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya indirilene ve diğer nebilere verilenlere inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız Allah'a teslim olanlarız.» Erkek veya kadın Allah'a inanmış olarak barışa yönelik iyi işler yapanlar cennete girer, kötülük yaparak günahkar olanlar da ceza görür. Nisa 4 / 123,124: « İş ne sizin kuruntularınızladır, ne de kitap sahibinin kuruntularıdır. Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Böyle biri, kendisi için Allah dışında ne bir dost bulur, ne de yardımcı. Erkek veya kadın, inanmış olarak barışa yönelik iyi işler yapanlar cennete gireceklerdir.Zerre kadar da zulme uğratılmayacaktır.» SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL ![]() Rüzgarda savrulan kuru bir yaprak gibi şimdiler de gönlüm, Yorgunum, bıraktım kendimi Bir oyana bir buyana savruluyorum Düşüncelerim savruluyor, ben savruluyorum Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum; Hep böyle gri miydi? Ve böylesine soğuk Bilmiyorum Gökyüzü mü böylesine karanlık, Yoksa yüreğim mi yıldızları görmemeye inatlı? Bilmiyorum Hangimiz daha çok ve daha içli döküyoruz gözyaşlarını Ve hangimiz, hangimizin damlalarında saklıyoruz hüznünü Bilmiyorum Bildiğim tek şey var, Sen daha temiz ağlıyorsun yağmurum. Güller, uzanmış gökyüzüne, damlalarını bekliyor hasretle; Gelse de okşasa bizi Peki ya ey gönlümdeki Gonca, Sen Güllerin Efendisi, Sen ne haldesin? Gözlerin nemli, boynun bükük mü? Sancıyor mu yüreğin bu mücrime? Utanıyor musun halimden? Affet beni, affet yüreğimdeki Gonca, Affet beni ki köklerin kirli gözyaşımla sulanmakta Ben Sana yağmur olamadım, Biliyorum; Ama Sen, hep En Sevgili, Sen hep ümitli Yağacak dedin; Bir gün o da aşktan yağacak Bak işte yağıyorum, Dualarımı katıp gözyaşlarıma, Sağanak sağanak Sana koşuyorum. Kapındayım, geldim işte, Ey vefasız sevdalının vefalı Sevgilisi, Günahkar damlaların tertemiz Efendisi ESSELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI GÜNLER BALIM SENDE BENİM İÇİN DEĞERLİSİN RABBİME EMANET OL İNŞ SEVGİLERİMLE
RABBİM SİZİ VE AİLENİZİ KORUSUN RAHMETİNİ ÜZERİNİZDEN EKSİK ETMESİN NURLU YOLUNDAN AYIRMASIN
ALLAH,IMA EMANETİZ. Ey insanoglu bak bakalım! bi hayran oldugun teknolojiye, bi de Yaradanın yarattıklarındaki inceliğe..! hangisi daha muhteşem.. şimdi otur ve tefekkür et.. ve aklını başına al...
ŞÜKRET! ![]() BİR DERVİŞ Kıyamet günü, o güne kadar Allah'ın büyüklüğünü ve gücünü görmek istemeyen, bile bile yüz çeviren insanlar için pişmanlığın yaşandığı gündür. Bu, öğüt alıp düşünme ve yapılanları telafi etme imkanı tanınmayan bir pişmanlıktır. Tüm insanlar Allah'tan başka dost, yardımcı ve koruyucu olmadığını, Allah'ın gücünü ve gazabını artık kesin olarak anlamışlardır. Böyle bir anda Allah'a ve ahiret gününe karşı inkar içinde olabilecek ve bu inkarında direnebilecek "tek bir insan" dahi yoktur. Bu gerçek Kuran'da tüm insanlara şöyle bildirilmiştir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67) O gün insanın tanıyıp bildiği bütün kurallar yok olur. Yaratılışları sırasında Allah'ın "isteyerek veya istemeyerek itaat edin" çağrısına icabet eden ve "isteyerek geldik" diye cevap veren gök ve yer, o gün de kendi yaratılışlarına uygun olarak gerçek sahipleri ve yaratıcıları olan Allah'a boyun eğerler. Kuran'da Allah'ın göğe ve yere seslenişi şu şekilde anlatılır: De ki: "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir. Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler." (Fussilet Suresi, 9-11) Bilindiği gibi inkarcıların iddialarından birisi, maddenin kendi kendine oluştuğudur. Çevrelerinde gördükleri tüm güzelliği tabiatın gücüne bağlarlar. Geri kalan detaylar, yani bunların nasıl meydana geldikleri, bu bilinçli oluşumun nasıl oluyor da kendisi de yokken var olmuş, cansız bir kavram olan tabiattan ortaya çıktığını asla düşünmezler. Bu mantıksız iddiaya göre herşeyi doğa kendi kendine var etmiştir. Yani hakim olan olağanüstü uyum ve dengenin sahibi taş, toprak, hava ve sudur. Oysa kıyamet günü geldiğinde insan dağın, taşın, toprağın ne hale geldiğini görür ve bu gücün sahibinin tabiatın kendisi olamayacağına şahit olur. Canlı-cansız herşeyin yaratılışının kendisine atfedildiği tabiat, o gün kendisini koruyamayacaktır. Allah herşeyin yalnızca Kendi gücü ve iradesi ile var olduğunu, yalnızca O dileyip koruduğu için korunduğunu insanlara gösterecektir. Birçok insan vicdanları kabul ettiği halde anlamazlıktan geldikleri gerçekleri, o anda çok büyük bir pişmanlıkla hatırlayacaktır. Allah kıyamet günü olacakları ayetlerde şöyle haber vermektedir: Gök, yarılıp-parçalandığı, Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman; Yer, düzlendiği, İçinde olanları dışa atıp boşaldığı, Ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman. Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak Suresi, 1-6) selam ve dua ıle Allah a emanet ol ![]() Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının s ALLAH İNSANI OLMAKALLAH İLE BİRLİKTE YAŞAMAK,Allah herkese nasip etsin... -------------------------------------------------------------------------------- İle Birlikte Yaşamak Yaratan ile yaratılan. Biri Halik, diğeri mahluk. Mahlûk olanların içinden 'a söz verenler kul, diğerleri yine mahlûk. 'a vermiş olduğu sözü tutup, emerlerini Onu görüyormuş gibi yaşayanlar sâlih kul. Bütün peygamberlerin müşterek hususiyeti: Sâlih kullar olması... ile kul arasında sıkı bir bağ. Ruhundan üfurmesi. Ona müslüman ismini vermesi, ölürken de müslümanca can vermenin yolunu bildirmesi. Bütün bunlar ile kulu arasında cereyan eden hikmetli, müjdeli, ibretli şeylerdir. (c c) kulu ile devamlı irtibatlı olmasını istediğinden Kur'an'ı indirmiştir. Böylece şu şaşmaz ölçü ortaya kokuştur: Kur'an ile birlikte hayat; ile birlikte yaşamakur. ile birlikte yaşayan bir kulun, sının aşması düşünülemez. Yeter ki o Kur'an ile birlikte bir hayati benimsemiş bulunsun. Eğer kul Kur'an'ı hayatından uzaklaştırırsa, bunun sonucu olarak kendisi de hayattan uzaklaşmış olur. Hayattan uzaklaşmak demek, iman ve cihattan uzaklaşmak demektir. İman ve cihaddan uzaklaşanlar ise kulluk makamından düşer, mahlûk olur ve dört ayaklı hayvanlar ile birlikte aynı kefeye konur. Kur'an ile birlikte olacak hayatı kazanmak her kulun vazifesidir. Ancak: -İlim ehli, Kur'an'dan, yaşanan pratik bir hayat nizamı çıkaracaklarına, onun yalnız dil ve üslub özellikleri üzerinde durdular. -Kur'anın tilavetine önem verenler, tecvid ve makamı güzel ses ve gramerini gördüler, fakat bir türlü onun hayatinin içine giremediler. Hafız oldular amma Kur'an'ın hayatını muhafaza edemediler. İstisnalar mevzu dışı. -Bir takım müfessirler Kur'an'ı metin çözümlemesi için malzeme olarak kullandılar. İlmi tarafını ortaya koyalım derken, ona yaklaşmaya cesaret bulanların cesaretini kırdılar. -Fâkihlerimizden bazıları ise, Kur'an'ın hayata uygulanması için bildiğimiz fıkhı, teferruata boğdular ve teferruat içinde kaybolup gittiler. Halbuki Kur'an, müslümana bir hayat tarzı sunmuştur. Fakat müslümanların çoğu ne Kur'an'ı anlayabilmişler, ne de Kur'an'ın takdim ettiği hayat tarzını. Kur'an'ı anlamak, onun canlı bir tercümanı olması gereken gerçek müslümanı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, bugünkü müslümanlar ile gerçek müslümanlar arasındaki farkı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, hayati anlamaktır. Kur'an hayatı ile birlikte olmayanların, ile birlikte yaşamaları çok zordur. Bu zoru aşmak, Kur'an'ı anlama ile ilgili bir hadisedir. Acaba onu anlamak için arapçayı bilmek mi gerekir? Arapça bilmeyenler Kur'an'ı anlayamadan mı öleceklerdir? Nice nice ümmî mürşidler, dervişler, şairler gelmiş geçmiş. Bunların çoğunun arapçayı bilmediklerini biliyoruz. Öyle ise Kur'anı anlamanın bir başka yolu mu vardır? Kur'an her yönü ile bir mucizedir. Anlaşılması yönü ile de bir mucizedir. Kur'an'a âlim de yaklaşsa, câhil de yaklaşsa mutlaka bir şeyler alır. Kur'an bu açıdan da mucizedir. Avam dediğimiz kesimin anlayamayacağı şeyler, umumiyetle ahkam ile alakalı bazı mes'elelerdir. Ya diğer bölümler? Tam yeri gelmişken, bu satırları okuyan kadın-erkek, genç ihtiyar hepsinin Kur'an'ı anlamaları için pratik bazı tavsiyelerde bulunacağız. Bu tavsiyelere uyarsak, inşaallah kendimizi o hayatın içinde bulacak ve böylece ile birlikte yaşamaya başlayacağız: 1. Kur'an okumadan önce şöyle düşüneceğiz: Kur'an sanki bize bugün iniyor muş. Bütün dikkatimizi bu yöne toplayacağız. 2. Okuduğumuz Kur'an'ın, bütün mes'elelerimize çözüm getireceğine inanarak okuyacağız. Demokrat bir kafa ile Kur'an'ı defalarca okusak, faydasını göremeyiz. 3. Önümüzde duran Kur'an'ın, yegane bir hayat nizamı olduğuna iman edeceğiz. Bu hayat nizamının, tüm sistemlerin üstünde olması gerektiğine inanacağız. 4. Mizan başındaki hesaplaşmada, ancak Kur'an'dan hesaba çekileceğimize yakinen inanacağız. Kur'an'ın dışında olan şeyler, ancak Kur'an'ı yaşamak için bir takviyedir. Yani sorular-sualler Kur'an'dan çıkacaktır, başka şeylerden değil. 5. Kur'an'ın emirleri dairesinde kalmanın ve o emirleri yaşamanın, ile birlikte bir yaşama olduğuna da inanacağız. Yukarıda beş madde olarak sıraladığımız şartlar, her müs-lüman kulun hakkından gelebileceği sarflardır. Ve bu şartların içinde Arapçayı bilmek diye bir şart yoktur. Fakat onu bilmek, arapçaya vakıf olmak İslamın ilmine vakıf olmaktır. Bunu da hesaba katacağız. Sözün özü şudur: Kur'an'ın okunmamasını tavsiye edenler, koyu bir cehaletin içindedirler. Kur'an'sız bir hayatın, meşru bir hayat olamayacağını bilmek, her müslüman kulun vazifesidir. Müslümanların dünya ve âhiret ile alakalı her şey Kur'an'da mevcuttur. Buyurunuz, onu kabirlere alet olmasından, mevlitlere, yarışmalara, makam ve güzel seslere alet olmasından kurtarmaya çalışalım. Ve Kur'an'ın bir hayat nizamı olduğunu bütün dünyaya yaşayışlarımız ile ilan edelim, ve böylece ile birlikte yaşamanın hazzını ve feyzini tadalım. "İşittik ve itaat ettik." (Bakara suresi: 285) "Ey iman edenler. 'a ve Resulüne itaat edin. İşittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin" (Enfâl Suresi: 20) "(Bazı insanlar) "'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik" diyorlar, ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir." (Nur suresi: 47) Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: -Eyvah bize. Keşke 'a itaat etseydik, peygambere de itaat etseydik, derler. -Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler. -Rabbimiz. Onlara iki kat azâb ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzâb suresi: 66-67-68) "Ve, şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık' diye ilave ederler." (Mülk suresi: 10) HERKESE NASİP ETSİN EN GÜZEL ŞEY BESMELENe Güzel Şey Besmele
Ne güzel şey besmele, Verelim gel el ele, Kesilsin bu velvele, İlerle güle güle; ![]() Es Selamu Aleyküm Nefs nedir..? B_ismillah Bir hadisle basliyalim... Rabbina arif olan nefsine Arif Olur ( Hadis ) yani nefsini bilen rabbini bilir....evet dostlarim idrak etmeye calisin... Nefsin ne oldugunu iyi idrak etmek gerek yoksa kabirde gelen sorulari cevaplasaniz sadece lafzinda kalirsiniz misal rabbin kim ? Nebiyn kim ? Kitabin ne ? bu Üc sorudan baska soru sorulmaz arastirin hadislerde gecer.. evet devam edelim nefs nedir....=? Tasavvufa göre nefs insanin Öz B-enligidir yani Nefs demek B-en demektir insan ancak kendini terbiye eder. Buda Dua, zikir, Oruc, Namaz, vs.bunlar birer aractir rabbini tanimak icin, Rabb demek tasavvufa göre Esmaül Hüsnanin toplam adina Rabb denir.....( yani 99 ilahi isimlere ) bu isimleri asikar etmek amacimiz (yani zikir etmekle mümkün Olur) kullugumuzu yerine hakki ile getirmekle mümkün olur sen ne zaman ben bu isi böyle yaptim yapiyorum vs dedigin an senin nefsindir (yani B-enligin ) Sen ve Nefs diye iki ayri kavram yok sedece tek olan öz B_enligin var. nesfini arindiran kurtuldu misal... yani cennet dedigimiz yasam boyutuna gecti (her sey aslina dönecek diyor ayet) sen önce aslina dönki gercek B-enligini idrak etki nesfinin ne oldugunu fark et ondan sonra rabbini yasa rabbini yasamayan kuru bilgide kalir ( yani Alemlerin rabbi olan ALLAHi taniyamaz ) amac önce nefs sonra Rabb ondan sonra Alemlerin rabbi ALLAH, imanimiz Alemlerin rabbina olmali ( ALLAHa ) sen önce nefsinin hakikatini bilmen gerekli ben sunu biliyorum dersin ( yok sen bir sey bilmiyorsun kuru bilgide kaliyorsun ) sen kendi gücünü gördükce Nefsini taniyamazsin sana ayit bir özellik yokki kendi gücün olsun ( ALLAH kadirdir ) ALLAHin indinde bir HIC oldugunu fark et yani ilmi süretlerden baska bir sey degiliz. Demekki sen ve ben dedigimiz tek bir yapi yani Nefs diyen O olur Bismillahirrahmanirrahim. Besmeleyi çekeriz, Yetmiş bine yeteriz, Beraber zikrederiz, Hakk'a doğru gideriz. Besmele ile başla, Sessiz ol ve yavaşla, Öne eğik bir başla, Gözlerin dolsun yaşla. Gönülleri doldurur, Meyveleri oldurur, Düşmanları soldurur, Melekler şöyle durur. Hakk'ı zikir olunca, Peygamber'in yolunca, Yollar boylu boyunca, Allah kalbe dolunca. Besmele Allah adı, Odur dilimin tadı, Başka çarem kalmadı, Bırakmam hiç evradı. Herkes kulak kesilsin, Kalpten paslar silinsin, Şarktan garbe bilinsin, Zikrullaha gelinsin. Şeytan kaçarak gider, Zakirler hep "hu, hu" der, Bu silah sana yeter, Lutfeyle himmeti ver. Melekler arştan gelir, Herkese selam verir, Zikirde canlar erir, Cansız ağaç yeşerir. Besmele kula ihsan, Hem şereftir hem de şan, Kesilmeden hiç lisan, Hakikat bulur insan. Hem kalpleri parlatır, Güldürür ve ağlatır, Ruhları nur donatır, Anlamayan ahmaktır. Paslı yürek anlamaz, Doğru yolu bulamaz, Zakir yolda kalamaz, Zikri geri atamaz. SELAM VE DUA İLE ALLAHA EMANET OLUN SELAMETLE KALIN İNŞALLAH DOSTLUKDostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir. "Hz Mevlana (ks)
![]() Günaydınım.. Günümü aydın edenim..Gözlerimi açınca SEN varsın yanı başımda
SLM VE DUA İLE HAYIRLI GÜNLER BALIMM "Her insanın evveli suretten ibarettir. Ondan sonra can gelir ki can, manevi güzellik, ahlak güzelliğidir. Her meyvenin evveli suretten başka nedir ki? Ondan sonra lezzet gelir ki lezzet, meyvenin manasıdır."
(Mesnevi III, 527)
Dua ve muhabbetle kardeşim Allaha emanet İNŞ HAYAT Her büyük sevginin ve sevgilinin bile üç paraya satıldığı bu günde, siz parayla asla satın alınamayan ve daim olan sevgiyi arayın. O sevgi ki onu bulanlar ebediyen kaybolmayan sevgiye ve aşk'a kavuştular. Onu uzakta aramayın, gönlünüze/kalbinize bakın göreceksiniz ki o sevgi : "ALLAH C.C. ve Râsulü'nün SAV sevgisidir" SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OLKURANI MIZI ANLAMAK İle Birlikte Yaşamak Yaratan ile yaratılan. Biri Halik, diğeri mahluk. Mahlûk olanların içinden 'a söz verenler kul, diğerleri yine mahlûk. 'a vermiş olduğu sözü tutup, emerlerini Onu görüyormuş gibi yaşayanlar sâlih kul. Bütün peygamberlerin müşterek hususiyeti: Sâlih kullar olması... ile kul arasında sıkı bir bağ. Ruhundan üfurmesi. Ona müslüman ismini vermesi, ölürken de müslümanca can vermenin yolunu bildirmesi. Bütün bunlar ile kulu arasında cereyan eden hikmetli, müjdeli, ibretli şeylerdir. (c c) kulu ile devamlı irtibatlı olmasını istediğinden Kur'an'ı indirmiştir. Böylece şu şaşmaz ölçü ortaya kokuştur: Kur'an ile birlikte hayat; ile birlikte yaşamakur. ile birlikte yaşayan bir kulun, sının aşması düşünülemez. Yeter ki o Kur'an ile birlikte bir hayati benimsemiş bulunsun.Eğer kul Kur'an'ı hayatından uzaklaştırırsa, bunun sonucu olarak kendisi de hayattan uzaklaşmış olur. Hayattan uzaklaşmak demek, iman ve cihattan uzaklaşmak demektir. İman ve cihaddan uzaklaşanlar ise kulluk makamından düşer, mahlûk olur ve dört ayaklı hayvanlar ile birlikte aynı kefeye konur. Kur'an ile birlikte olacak hayatı kazanmak her kulun vazifesidir. Ancak: -İlim ehli, Kur'an'dan, yaşanan pratik bir hayat nizamı çıkaracaklarına, onun yalnız dil ve üslub özellikleri üzerinde durdular. -Kur'anın tilavetine önem verenler, tecvid ve makamı güzel ses ve gramerini gördüler, fakat bir türlü onun hayatinin içine giremediler. Hafız oldular amma Kur'an'ın hayatını muhafaza edemediler. İstisnalar mevzu dışı. -Bir takım müfessirler Kur'an'ı metin çözümlemesi için malzeme olarak kullandılar. İlmi tarafını ortaya koyalım derken, ona yaklaşmaya cesaret bulanların cesaretini kırdılar. -Fâkihlerimizden bazıları ise, Kur'an'ın hayata uygulanması için bildiğimiz fıkhı, teferruata boğdular ve teferruat içinde kaybolup gittiler. Halbuki Kur'an, müslümana bir hayat tarzı sunmuştur. Fakat müslümanların çoğu ne Kur'an'ı anlayabilmişler, ne de Kur'an'ın takdim ettiği hayat tarzını. Kur'an'ı anlamak, onun canlı bir tercümanı olması gereken gerçek müslümanı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, bugünkü müslümanlar ile gerçek müslümanlar arasındaki farkı anlamaktır. Kur'an'ı anlamak, hayati anlamaktır. Kur'an hayatı ile birlikte olmayanların, ile birlikte yaşamaları çok zordur. Bu zoru aşmak, Kur'an'ı anlama ile ilgili bir hadisedir.Acaba onu anlamak için arapçayı bilmek mi gerekir? Arapça bilmeyenler Kur'an'ı anlayamadan mı öleceklerdir? Nice nice ümmî mürşidler, dervişler, şairler gelmiş geçmiş. Bunların çoğunun arapçayı bilmediklerini biliyoruz. Öyle ise Kur'anı anlamanın bir başka yolu mu vardır? Kur'an her yönü ile bir mucizedir. Anlaşılması yönü ile de bir mucizedir. Kur'an'a âlim de yaklaşsa, câhil de yaklaşsa mutlaka bir şeyler alır. Kur'an bu açıdan da mucizedir. Avam dediğimiz kesimin anlayamayacağı şeyler, umumiyetle ahkam ile alakalı bazı mes'elelerdir. Ya diğer bölümler? Tam yeri gelmişken, bu satırları okuyan kadın-erkek, genç ihtiyar hepsinin Kur'an'ı anlamaları için pratik bazı tavsiyelerde bulunacağız. Bu tavsiyelere uyarsak, inşaallah kendimizi o hayatın içinde bulacak ve böylece ile birlikte yaşamaya başlayacağız:1. Kur'an okumadan önce şöyle düşüneceğiz: Kur'an sanki bize bugün iniyor muş. Bütün dikkatimizi bu yöne toplayacağız. 2. Okuduğumuz Kur'an'ın, bütün mes'elelerimize çözüm getireceğine inanarak okuyacağız. Demokrat bir kafa ile Kur'an'ı defalarca okusak, faydasını göremeyiz. 3. Önümüzde duran Kur'an'ın, yegane bir hayat nizamı olduğuna iman edeceğiz. Bu hayat nizamının, tüm sistemlerin üstünde olması gerektiğine inanacağız. 4. Mizan başındaki hesaplaşmada, ancak Kur'an'dan hesaba çekileceğimize yakinen inanacağız. Kur'an'ın dışında olan şeyler, ancak Kur'an'ı yaşamak için bir takviyedir. Yani sorular-sualler Kur'an'dan çıkacaktır, başka şeylerden değil. 5. Kur'an'ın emirleri dairesinde kalmanın ve o emirleri yaşamanın, ile birlikte bir yaşama olduğuna da inanacağız.Yukarıda beş madde olarak sıraladığımız şartlar, her müs-lüman kulun hakkından gelebileceği sarflardır. Ve bu şartların içinde Arapçayı bilmek diye bir şart yoktur. Fakat onu bilmek, arapçaya vakıf olmak İslamın ilmine vakıf olmaktır. Bunu da hesaba katacağız. Sözün özü şudur: Kur'an'ın okunmamasını tavsiye edenler, koyu bir cehaletin içindedirler. Kur'an'sız bir hayatın, meşru bir hayat olamayacağını bilmek, her müslüman kulun vazifesidir. Müslümanların dünya ve âhiret ile alakalı her şey Kur'an'da mevcuttur. Buyurunuz, onu kabirlere alet olmasından, mevlitlere, yarışmalara, makam ve güzel seslere alet olmasından kurtarmaya çalışalım. Ve Kur'an'ın bir hayat nizamı olduğunu bütün dünyaya yaşayışlarımız ile ilan edelim, ve böylece ile birlikte yaşamanın hazzını ve feyzini tadalım."İşittik ve itaat ettik." (Bakara suresi: 285) "Ey iman edenler. 'a ve Resulüne itaat edin. İşittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin" (Enfâl Suresi: 20)"(Bazı insanlar) " 'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik" diyorlar, ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir." (Nur suresi: 47)Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: -Eyvah bize. Keşke 'a itaat etseydik, peygambere de itaat etseydik, derler.-Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler. -Rabbimiz. Onlara iki kat azâb ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov." (Ahzâb suresi: 66-67-68) "Ve, şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkumları arasında olmazdık' diye ilave ederler." (Mülk suresi: 10) HERKESE NASİP ETSİNBİR FİNCAN CAY GİBİ ÖMÜRBir Fincan Çay Gibi Ömür…
Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar… Göz, Dil Ve Gönül… Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç… Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan… Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek… Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı… Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı… Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor, İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok… Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi, Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi, Hızlı Adımlarla Çıkan Ve Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi… Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün… Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle… Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu… Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç, Yoldaş Olan Kefenle Nefis, Peşime Düşen Sessiz Gölgeler… Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda… Öldü Dersiniz… Ölümü Hak Edecek Yeterlilikte De Değilim Ama Medet Bekleyecek Tek Bir Kabı, Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki… Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta… Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et… Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında… Değerini Bilmek Gerekir Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin, Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin… Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek… Yok, Öyle Yağma… Kalbini Açık Tutacaksın Hayata… Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç… Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden… Metafizik Âlemde Takılıyor, Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum… Saniyeler Var Patlamaya… İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım… Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar… Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar… ESSELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI BEREKETLİ GÜNLER BALIMMM İNSAN BİR KUŞ GİBİ
AŞK NEDİRaşk nedir?ÖGREN DİMÖĞRENDİMİnsanları ne kadar düşünürsen düşün, Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim. Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim. Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim. İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini, Ondan sonra alışıldığını öğrendim. Kendimi karşılaştırmak için, başkalarının en iyi yaptıklarını değil, Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim. İnsanlar için olayların değil, Onların daha önemli olduklarını öğrendim. Her ne kadar ince kesersen kes, Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim. Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini, Belki bu son defa, son görüşün olabileceğini öğrendim. Her ne kadar onu çok düşünsen de, Yine de gidebileceğini öğrendim. Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun, Yapanlar olduğunu öğrendim. İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini, Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim. Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile, Asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim. Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın, Aramızda uzak mesafeler olsa bile, büyüdüğünü öğrendim. Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi, Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim. Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim. Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim. Kendini de affetmeyi öğrenmelisin. Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim. Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini, Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim. İki kişinin tartışmasının, Birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim. Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini. Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim. İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim. Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, Sonuçları önemsemediklerini öğrendim. Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, Hayatını, birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim. Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında, Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim. Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim. En fazla önemsediğim kişilerin, Benden hep uzaklaştırıldığını öğrendim. İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin Çok zor olduğunu öğrendim. Sevmeyi, ve sevilmeyi öğrendim... VE KALBİMİ ASIL ACITANIN YİNE KENDİM OLDUĞUNU ÖĞRENDİM İNSANİNSAN!İNSAN * insan eğerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu ŞEYTAN DAN TADLI SÖZLERŞEYTAN'DAN TATLI SÖZLER
1-BIR DEFAYLA BIR SEY OLMAZ
KALP BOZUKLUGUKALP BOZUKLUĞUNUN ALAMETLERİ
Kalb bozuk luğunun alâmetleri .Evliyanın büyüklerinden Hasen-i Basrî hazretleri buyurdu ki: “Kalbin bozulması altı şeyden dolayıdır:
|
|
|